Her mahlûkun bir canı vardır, aynası vardır; ama Can Aynası yoktur.
Her mahlûkun bir derdi vardır; ama hemderdi yoktur.
****
Züleyha tebessüm ettiğinde, bir ayrı parlardı Şem, bir başka parlardı, hâleli Ay. Ve bir başka ferlenirdi Can Aynası.
Züleyha dert ettiğinde, bir başka boyun eğerdi, başaklar, papatyalar. Ve bir katran kaplardı, aynayı, Can Aynası’nı…
***
Vakt i meçhulde dememiş miydi Ayine i Can’ın:
Bu sahifelerde sen varsın, Züleyha yüzlü, sen.
Gel senle bırakalım tecahül- i arif i, ayan edelim her derdi…
Züleyha’nın hülyası vardı; hülyasında bir muştu vardı, en revnaklısından, en netametlisinden bir namzet vardı. Adı Yusuf idi; ama onca müphemdi. Zaman aktı katre misali; aheste aheste, asude asude.
Züleyha güzelliğin sahibesi, ay parçası gibi yüzüne bakılmaya doyulmayan, bakıldığında insanın içinde goncalar açtıran bir Züleyha.
Hülyaları gerçeğe tezahür etti: Potifar’a… Heyhat! Bir yanılma vardı!
Yanılmak, bir sınanmaktır. Yanılmak, gerçeğe bir adım yaklaşmaktır. Yanılmak, beyhude yere yanmaktan, kurtulmaktır.
Nitekim yanıldı, Züleyha. Hülyasında kendisine muştulananı Potifar sandı… Potifar’ın cebri yoktu, Züleyha’nın da. Peki ya muştulananın; Yûsuf’un? Yûsuf Kenan İlinin en temizi, güzeli, dürüstü.
Bir zamanlar kuyuların, en şerefli misafiriydi; ama yine bir sınanma vardı:
Züleyha bühtan etti, Yûsuf sınandı. Yûsuf aklandı, peki ya Züleyha?
Yanıldın Züleyha, gerçeğe bir adım daha yaklaştın, yanıldın, beyhude yere kanadını şem’e kaptırmadın.
Züleyha muştusunu fark etti. Potifar’ı gönlünden azletti ki zaten hiç yer etmemişti.
Dünya’ya doğduklarından bu yana beklemekteydiler vuslatı ve erdiler vuslata.
Bir yanılıştan sonra, kaderini tayin etti Züleyha. Ayna ayna ayna, Can Aynası. Yanılışta yoktu; ama fark edişte vardı. Belki de olacak. Ama her daim Cân’a Ayna olacak.
Günay T.