Anasayfa | Arsiv | Profilim | RSS | E-Mail
MENÜLER

 

6/10/2008 - Berker- Sönmüyor Ateşimiz

Kategori: Video
Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

25/9/2008 - Gittin

Kategori: Siir

 

 

Gittin... Ben, arkandan sadece baktım. Oysa; söyleyecek o kadar çok şeyim vardı ki... "Gidersen iyiye dair ne varsa içimde yitireceğim hepsini. Gidersen sönecek içimdeki ateş ve bir daha hiç kimse yakamayacak. Gidersen karanlığa mahkum edeceksin günlerimi O karanlıkta yolumu kaybedeceğim" diyecektim sana. Konuşamadım... Gittin... Gidişini görmemek için gözlerimi kapattım Öylesine acıdıki içim, tutup koparsalardı kolumu bacağımı bu kadar acı duymazdım. Acım yaş olup akmalıydı gözlerimden. Ağlayamadım... Gittin... Seni delicesine bir tutkuyla seviyordum oysa Tutkum seninle olmaktı, tutkum teninde erimek, tutkum hayatı seninle sadece paylaşmaktı. Anlatamadım... Gittin... Gidişini önlemek için tutmak vardı ellerinden Ellerim değil miydi her dokunuşumda seni ürperten? Ürperdin yine biliyorum. Bir kez dokunsam, bir kez tutsam ellerini Gitmek için biriktirdiğin bütün cesaretin kaybolurdu. Tutamadım. Gittin... Bir yıkım gibiydi gidişin Sen adım adım uzaklaşırken benden Çöküp kaldı bedenim olduğu yere Nice terk edişlere dayanan yürek bu kez yenilmişti Bu kadar zayıf değildim ben kalkmalıydım. Kalkamadım... Gittin... Oysa geldiğin gün gideceğini biliyordum Hazırdım gidişine, Kaçak zamanları yaşıyorduk Zaman bitecek ve sen gidecektin Bense, gidişinin ertesi günü Hayatıma kaldığım yerden yeniden başlayacaktım. Başlayamadım... Gittin... Bir şey söyledin mi giderken? "Kal" dememi istedin mi? Son bir kez "seni seviyorum" dedin mi? "Bekle beni döneceğim" diye umut verdin mi? Beynim öylesine uğulduyorduki. Duyamadım... Gittin... Nereye gittiğin önemli değildi Binlerce kilometre uzakta da olsan, iki metre ötemde de farketmiyordu. Artık yoktun ve asıl bu düşünce beni felç ediyordu. Kurtulmalıydım senden, bu yokluk duygusundan kurtulmalıydım. Kurtulamadım... Gittin... Unutulanların arasına katılmalıydım Anıları bir sandığa koyup hayatı bir yerinden yakalamalıydım. Bu aşk noktalanmalıydı, bu sevdadan vazgeçmeliydim. Yapamadım... Gittin... Bir okyanusun ortasında tek küreği kaybolmuş sandalda Dev dalgalarla boğuşan bir denizciyim şimdi. Bil ki; sevmekten vazgeçmedim seni, Bil ki; seninle birlikte sevdanı da taşıyacağım yüreğimde, Bil ki; seni Unutamadım...

mehmet coşkundeniz

 

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

24/9/2008 - Türk ve Dünya Edebiyatında Hikaye(öykü) Türünün Tarihsel Gelişim

Kategori: Edebi Turler

Türk ve Dünya Edebiyatında Hikaye(öykü) Türünün 

Tarihsel Gelişimi ve Önemli Temsilcileri

H İ K Â Y E

    İlk  Çağ  Anadolu’sunda masal  ve  tarihi  olayları  anlatan   eserlerle  oluşmuştur.  Orta  Çağda  özellikle  Hindistan’da  “Binbir  Gece  Masalları”  sağlam  bir  hikaye  geleneğinin  varlığını  bildirmektedir.  Bu  gelenek,  Arapça’dan yapılan  çevirilerle  Avrupa’ya   masalefsane,  rivayetler  şekliyle  yayılmıştır.

      Hikâyeye  bugünkü  anlamda  ilk edebi  kimlik  kazandıran  İtalyan  yazar   Boccacio’dur.  XVI.  Yüzyılda yazdığı  “Decameron”  adlı  eseriyle  ilk  öykü  örneğini  vermiştir.   Rönesans’ın   etkisiyle  de  XIX. Yüzyıl  edebiyatının  en yaygın  türü  olmuştur.

      Bizde,  destanlar,   halk  hikâyeleri ,  ve  masallarla  eski bir  temeli  olan  bu  tür,  XIV. Ve  XV. Yüzyıl-da  “Dede  Korkut Hikayeleri”  ile   çağdaş  hikâye  tekniğine  yaklaşmıştır.

      XIX. yüzyılda  Tanzimat’la  gelen  yeniliklerle  birlikte  batılı  anlamda  ilk  örneğini Ahmet  Mithat  Efendi  “Letaif-i   Rivayet  ( söylene  gelen  güzel   şeyler )  adlı  eserini  yazarak  vermiş;  “Kısadan  Hise”  ile bu  türü  geliştirmiş, Sami  Paşazade  Sezai : “Küçük  Şeyler”  adlı  eseriyle  modern  hikâyeyi  oluşturmuştur.  Bağımsız  bir  tür  olma  özelliğini  ise  Milli  Edebiyat  döneminde   Ömer  Seyfettin’le   kazanmıştır.

TANIMI : Yaşanmış  ya  da yaşanabilecek  şekilde  tasarlanmış   olayları  kişilere  bağlı  olarak  belli  bir  yer  ve  zaman içinde   anlatan   türe  hikâye  diyoruz.

 

              <_script /><_script />                     HİKÂYENİN    UNSURLARI

    1)  OLAY:  Hikâyede  üzerinde  söz  söylenen  yaşantı  ya da  durumdur

2)      KİŞİLER:  Olayın  oluşmasında  etkili olan ya  da olayı  yaşayan  insanlardır.

3)     YER:  Olayın   yaşandığı  çevre  veya  mekândır.

4)     ZAMAN : Olayın  yaşandığı  dönem,  an   mevsim  ya  da   gündür.

5)     DİL  VE  ANLATIM :  Hikâyenin dili açık,  akıcı  ve  günlük  konuşma  dilinden  farklı olarak, etkili  sözcük,  deyim  atasözü  ve  tamlamalarla   zenginleştirilmiş   güzel   bir   dil  olmalıdır. 

Anlatım  ise:  iki  şekilde  olur   Hikâye  kahramanlarından  birinin ağzından  yapılan  anlatım  “hikâyede  birinci  kişili  anlatım” ;  yazarın  ağzından  anlatılanlar  “hikâyede  üçüncü  kişili  anlatım”

    HİKÂYEDE   PLÂN:

Hikâyenin    planı  da   diğer    yazı  türlerinde   olduğu  gibi üç  bölümden  oluşur; ancak bu  bölümlerin  adları  farklıdır. Bunlar:

     1) SERİM:   Hikayenin   giriş   bölümüdür.Bu  bölümde  olayın geçtiği  çevre ,  kişiler tanıtılarak  ana  olaya giriş  yapılır.

2)      DÜĞÜM : Hikayenin  bütün  yönleriyle  anlatıldığı en  geniş  bölümdür.

3)     ÇÖZÜM : Hikayenin sonuç  bölümü  olup   merakın bir  sonuca bağlanarak  giderildiği bölümdür

Ancak  bütün hikayelerde  bu plân uygulanmaz ,  bazı  öykülerde  başlangıç  ve sonuç  bölümü  yoktur .Bu bölümler  okuyucu  tarafından  tamamlanır.

                           Ö Y K Ü  Ç E Ş İ T L E R İ

    Hikâye, hayatın  bütünü  içinde  fakat  bir  bölümü  üzerine  kurulmuş  derinliği  olan  bir  büyüteçtir.  Bu büyüteç  altında  kimi  zaman    olay  bir  plan  içinde , kişi,  zaman,  çevre  bağlantısı  içinde   hikaye  boyunca  irdelenir.  Kimi  zaman  da büyütecin  altında  incelenen  olay  değil,  hayatın  küçük  bir  kesiti, insan  gerçeğinin  kendisidir  Bu  da öykünün  çeşitlerini  oluşturur.  Buna  göre

 

.    1) OLAY ( KLASİK  VAK’A )  HİKÂYESİ :  Bir  olayı  ele  alarak,  serim,   düğüm,   çözüm   plânıyla  anlatıp  bir  sonuca  bağlayan  öykülerdir.  Kahramanlar  ve çevrenin  tasvirine  yer verilir   Bir  fikir  verilmeye  çalışılır; okuyucuda  merak   ve heyecan  uyandırılır. Bu   tür,  Fransız  yazar Guy de Maupassant ( Guy dö Mopasan) tarafından   yaygınlaştırıldığı  için  “Mopasan Tarzı  Hikâye”  de  denir

      Bu  tarzın  bizdeki  en  önemli  temsilcileri: Ömer Seygettin, Refik Halit Karay, Hüseyin Rahmi Gürpınar  ve  Reşat  Nuri  Güntekin’dir..

 

   2)  DURUM   ( KESİT  )  HİKÂYESİ: Bir olayı  değil günlük  yaşamın  her  hangi  bir  kesitini   ele  alıp  anlatan  öykülerdir   Serim,  düğüm,  çözüm  planına  uyulmaz  Belli  bir  sonucu  da  yoktur. Merak  ve  heyecandan  çok  duygu  ve  hayallere  yer  verilir;  fikre  önem   verilmez,  kişiler  kendi  doğal  ortamlarında  hissettirilir.  Olayların ve  durumların  akışı  okuyucunun  hayal  gücüne  bırakılır.

    Bu  tarzın  dünya  edebiyatında  ilk temsilcisi   Rus  yazar  Anton    Çehov   olduğu   için  “Çehov   Tarzı   Hikâye”  de denir.

      Bizdeki  en  güçlü  temsilcileri : Sait  Faik  Abasıyanık,  Memduh   Şevket  Esendal  ve Tarık  Buğra’dır

   3)  MODERN    HİKÂYE :  Diğer  öykü  çeşitlerinden  farklı  olarak,  insanların  her  gün  gördükleri fakat  düşünemedikleri  bazı  durumların  gerisindeki    gerçekleri,  hayaller ve  bir  takım  olağanüstülüklerle  gösteren  hikâyelerdir.

       Hikâyede  bir  tür  olarak  1920’lerde  ilk  defa  batıda  görülen   bu  anlayışın  en güçlü   temsilcisi  Fransız  Kafka’dır  Bizdeki  ilk  temsilcisi  Haldun  Taner’dir.   Genellikle  büyük  şehirlerdeki  yozlaşmış  tipleri,  sosyal  ve  toplumsal  bozuklukları ,  felsefi  bir  yaklaşımla,  ince  bir  yergi ve  yer  yer  alay  katarak,  irdeler  biçimde   gözler  önüne  serer.

Günlük

Anı

 Mektup

Deneme

Makale

Eleştiri

Söylev(nutuk) Türü

Gezi Yazısı

Roman

Ropörtaj

Söyleşi

Tiyatro

Fıkra

“Haber Yazısı”

Fabl Türü

Hikaye(öykü)

 Masal 

 

Yorum (14) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

20/9/2008 - Türk ve Dünya Edebiyatında Masal Türünün Tarihsel Gelişimi, Önem

Kategori: Edebi Turler

Türk ve Dünya Edebiyatında Masal Türünün Tarihsel Gelişimi,

Önemli Temsilcileri ve  eserleri

Genellikle halkın yarattığı , ağızdan ağıza , kuşaktan kuşağa sürüp gelen ,çoğunlukla olağanüstü durum ve olayları yine olağanüstü kahramanlara bağlayarak anlatan halk hikayelerine masal denir.

Masallar , meydana geldikleri zaman bir kişinin malıyken , yaygınlaştıkça, yöreden yöreye, ülkeden ülkeye geçtikçe halkın malı olur.Masal , anonim bir türdür.

Masallarda genellikle iyilik-kötülük, doğruluk- haksızlık- adalet- zulüm , alçakgönüllülük – kibir…. Gibi zıt durumların temsilcisi olan kişilerin mücadelelerinden veya insanların ulaşılması güç hayallerinden söz edilir.

Masallarda yer ve zaman kavramları belirsizdir.

Anlatımda genellikle geniş zaman veya öğrenilen geçmiş zaman kipi ( -mişli geçmiş ) kullanılır.

Anlatım kısa ve yoğundur.

Masal kişileri her tabakadan seçilebilir.masallarda cinler , periler, devler: de rol alır.

Masalların bir kısmı hayvanlarla ilgilidir.

Masalların çoğu “ bir varmış, bir yokmuş …” ya da “ evvel zaman içinde , kalbur saman içinde …” gibi ifadelerle başlar.bunlara tekerleme ya da döşeme denir.tekerlemeden sonra olay ve dilek bölümleri gelir.Türk masallarında dilek bölümü “ onlar ermiş muradına …. “ ya da “ gökten üç elma düştü …” biçiminde başlar.


Masallarda milli ve dini motiflere hemen hiç yer verilmez.


Masallarda genellikle bir eğitim amacı saklıdır.masallar bu yönüyle didaktik ( öğretici) bir nitelik taşır.


Günümüzde bellli bir kişinin ortaya koyduğu yapma masallarda yazılmaktadır.
Türk masalları üzerinde, bizde PERTEV NAİLİ BORATAV EFLATUN CEM GÜNEY … gibi kişiler çalışmışlardır.


Masal türünün Hindistan’da doğduğu sanılmaktadır.

Masal Türünün Önemli Eserleri

Binbir Gece Masalları (Doğu Masalı)
Grimm Kardeşlerin Masalları( Alman Edebiyatı)
Andersen Masalları ( Danımarka Edebiyatı) 
Perrault Masalları ( Fransız Ed.)

 

Günlük                    Anı


 Mektup                  Deneme


Makale                    Eleştiri


Söylev(nutuk) Türü             Gezi Yazısı


Roman                      Ropörtaj


Söyleşi                  Tiyatro


Fıkra                  “Haber Yazısı”


Fabl Türü                 Hikaye(öykü)


             Masal 

Yorum (20) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

20/9/2008 - Türkçe Olimpiyatları

Kategori: Video

Azerbaycan- Ben seni sevdiğimi  



Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

9/9/2008 - Türk ve Dünya Edebiyatında Fabl Türünün Tarihsel Gelişimi, Öneml

Kategori: Edebi Turler
Türk ve Dünya Edebiyatında Fabl Türünün Tarihsel Gelişimi, Önemli 
Temsilcileri


FABL NEDİR?


Öykünce ya da fabl, sonunda ders verme amacı güden, genellikle manzum öykülerdir.
Fablların kahramanları genellikle havyanlardır. Ama bu hayvanlar insanlar gibi düşünür, konuşur ve tıpkı insanlar gibi davranır.
Dünyanın en ünlü fabl yazarları Ezop ve Jean de La Fontaine'dir. Ezop'un fablları İ.Ö. 300 yılında derlenerek yazıya geçirilmiştir. ABD'li James Thurber ve İngiliz George Orwell çağdaş fabl yazarlarıdır. Fablı ilk olarak yazanlar Hititlerdir. Hititler fablları taş tabletlere yazıp resimliyorlardı.


ÖZELLİKLERİ:


•   İnsanlar arasında cereyan eden olayları hayvanlar bitkiler ya da cansız varlıklar arasında geçiyormuş gibi göstererek bu yolla insanlara ahlak ve ibret dersi vermek örnek göstermek ya da bir düşünceye güç kazandırmak isteyen bir çeşit masaldır. 
•   Teşhis ve intak sanatları üzerine kurulmuştur. 
• En önemli bilinen kişileri Beydeba, Ezop ve La Fontaine‘dir.
• Türkiye'de ise Ahmet Mithat Efendi ve Şinasi'dir..
•   Dünya edebiyatında ilk ve önemli fabllar Hint yazarı Beydeba’ya aittir. Beydeba'nın fablları Kelile ve Dimne adlı bir eserde toplanmıştır. 
•   Türkçedeki ilk örneği Harname' dir. 
•   Fabllar manzum(şiir) veya nesir(düz yazı) biçiminde yazılabilirler. 



    ------FARKLI BİR KAYNAKTAN-------
Fabl: 
Bir tür küçük öyküdür. Olaya dayalı bir anlatımı vardır. Hayattan alınan küçücükkesitler, hayvanlar ya da bitkiler arasında geçmiş gibi anlatılır. Bugün daha çok çocuk edebiyatında yer alan fabllerin, toplumu eğitici; örneklendirme ile kötü davranışlardan caydırıcı özelliği ile eskiden büyükleri eğitmede de anlatıldığı sanılmaktadır.
Fabllerde soyut konular, olay plânıyla hem somutlaştırılarak hem de hareket kazandırılarak işlenir. Olaylar bizi güldürürken eğitir. İnsanlar arasında geçen iyi-kötü, cesur-korkak, dürüst-ikiyüzlü, gözü tok-aç gözlü… vb. çatışmalar; bu niteliklerinyakıştırıldığı hayvan kahramanlar arasında geçmiş gibi gösterilir.Fablin de dört ögesi vardır; kişiler, olay, zaman, yer.
Kişiler: Fablin konusu olan olay, kişileştirilmiş en az iki hayvanın başındangeçer. Bunlardan biri iyi ahlâklı bir tipi, diğeri kötü ahlâklı bir tipi canlandırır.Fablde ikinci derecede kişiler çok azdır, bazen yoktur. Kişi betimlemesi yoktur.Kahramanlar arasında tilki varsa biz onu kurnaz insan yerine koyarız; arslanvarsa cesaretine güvenen biri yerine koyarız. Kısa olay bile bütün yönleriyle değil, yalnızca fable konu olan yönüyle tanımlanır. Derinlemesine duygu çözüm lemelerine yer verilmez.Fabllerde bir de anlatıcı kişi vardır. Bu kişinin de betimlemesi yapılmaz, cinsiyeti verilmez. Anlatıcıkahramanlarıizler, dersini alır. Böylece dinleyen ile ay-
nı görüşü paylaşır.

Olay: Fablin konusu insan başına gelebilecek her hangi bir olaydır. Olay,kahramanın eyleme dönüşmüşbeğenme, istek, özlem, öfke, korku… gibi tutkuya dönüşmüş duygularından doğar. Fablin gövdesini bir olay oluşturur, asılönemli olan fablin anlatılışnedenidir. Buna “ders” denir. Fabl plânıdört bölümdür: Serim, düğüm, çözüm, öğüt.
Serim: Olayın türüne, çıkarılacak derse göre kişileştirilmiş hayvanlar veçevre tanıtımının yapıldığı bölümdür.
Düğüm: Olay o çevrede verilmek istenen derse göre gelişir. Kısa ve sıkkonuşmalar vardır. Hemen birkaç konuşma ile olay düğümlenirÇözüm: Olay beklenmedik bir sonuçla biter. Fablin en kısa bölümüdür.
Öğüt: Ana fikir bu bölümde öğüt niteliğinde verilir. Bu bölüm kimi zaman başta, kimi zaman sondadır. Kimi zaman da sonuç okuyucuya bırakılır.
Yer: Tasvir yapılmaz fakat çevre çok iyi verilmelidir: Orman, göl kenarı,yol… gibi. Olayın geçtiği yer olayla birlikte değişebilir.
Zaman: Her olay gibi fabldeki olay da bir zaman diliminde geçer. Kronolojik zaman kullanılır. 




     Fabl örneği: 
Keçi Can PazarındaKeçiciğin aklıbir karışhavada ya, sürüsünü bir yana bırakmış, bir başına otlaya otlaya çekipgitmiş. Hain koca kurt, kaçırır mı; hemen görmüş keçiciği:
“Heh, işte ağzıma lâyık bir lokma. Yaşasın!” demiş.
Keçicik, bakmış can pazarı. Hiç kurtuluş murtuluş yok:
“Eh, n’apalım, demek kaderimizde sana yem olmak varmış kurt .” demiş. “Madem ölüm ka-
pıya geldi, bari bana biraz kaval çal ki, neşeleneyim, kendimi unutup öyle öleyim..”Kurt, “Son isteği zavallının… “demiş, bulmuşbir kaval, füyt füüyt çalmaya başlamış. Kurtçalmış, keçicik, oynamış. Derken ötelerden kaval sesini alan köpekler koşturmuşlar; gelmişler, kurdu önlerine düşürüp bir güzel kovalamışlar. Kaçmadan önce, kurt, durumu anlayıpoyuna geldiğini sezinlemiş:
“Suç sende değil bende. Neme gerekti benim kaval çalmak, neme gerekti bana köçekli kur-
ban!” demiş.
Zamansız bir işe kalkışmanın sonu budur. Ölçmeli, biçmeli adımınıona göre atmalı. Tersi ol-
du mu, işte böyle Dİmyat’a pirince giderken evdeki bulgurundan olur.
(Aisopos, Ezop Masalları, Tarık DursunK. Mayıs 1981.)
*********************************************************

ZALİM ASLAN

Vaktiyle ormanın birinde,canavar mı canavar bir aslan varmış.Çok kan döker,canını yakmadık tek bir hayvan bile bırakmazmış.O yaşadığı sürece,hiçbir hayvan rahat yüzü görmemiş.Bütün hayvanlar ondan nefret eder,ölümünü beklermiş. 
Bu zalim aslan sonunda yaşlanmış.Gücü kuvveti kalmamış.Ağzındaki dişler de dökülünce herkesin maskarası olmuş.Hiçbir hayvan ona yardım etmiyor ve onunla konuşmuyormuş.Hayvanlar bir gün oturup karar almışlar;”Gelin hep beraber,bize bunca kötülük eden bu zalim aslan'ı iyice bir dövelim. Yaptıklarının cezasını,az da olsa gömüş olsun böylece.” 
Sonunda bütün hayvanlar aslana saldırmış.iyice bir dövmüşler onu.Birisi boynuz vuruyor,diğeri çifte atıyor,bir başkası ısırıyormuş.Böylece;yaman bir öç almışlar aslandan.
´

.: TİLKİ ile KEDİ :. 

Tilki ile kedi sohbet ediyorlarmış.Tilki durmadan ne kadar hilekar ve kurnaz olduğunu anlatıyormuş.Söylediğine göre düşmanları onu alt edemezmiş çünkü onlardan kurtulacak bir sürü oyun ve hile bilirmiş. 
Kedi biraz da utanarak;”Ben fazla oyun bilmem ki!” demiş.”Düşmanlarımın elinden kurtulmak için bir tek yol bilirim,o da kaçmaktır.” 
Tilki;”Kedi kardeş!” demiş,”Ben her tehlike karşısında başımın çaresine bakabilirim ama senin durumuna üzülüyorum.Korkarım bir gün düşmanların seni çabuk alt edecek.” 
Az sonra bir sürü tazının bağrışmalarını duymuşlar.Bir avcı topluluğuna ait olan bu köpekler,bütün hızlarıyla kendilerine doğru koşuyormuş.Kedi hemen,yanındaki bir ağacın dallarına sıçrayarak en üstteki bir yaprak kümesinin içine saklanmış.
Tilki ise;”Acaba şu hileyi mi yapsam,yoksa bu hileyi mi?” diye düşünmeye başlamış.Çünkü o kadar çok hile biliyormuş ki,hangisini uygulamasının daha doğru olacağına karar veremiyormuş.Tam birisini uygulayacakmış ki,tazılar etrafını çevirip tilkinin işini bitirivermişler. 
Bütün olanları yukarıdan seyreden kedi,çok hile bilmediğine şükretmiş. 

Günlük                    Anı


 Mektup                  Deneme


Makale                    Eleştiri


Söylev(nutuk) Türü             Gezi Yazısı


Roman                      Ropörtaj


Söyleşi                  Tiyatro


Fıkra                  “Haber Yazısı”


Fabl Türü                 Hikaye(öykü)


             Masal 



Bütün bunlara karşı sizden sadece bir teşekkür istiyorum. Çok mu şey istiyorum?

Yorum (136) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

7/9/2008 - Beklemek

Kategori: Hikaye

BEKLEMEK


DURAĞA GELELİ YARIM SAAT OLMUŞTU. Beklemekten bacakları sızlamaya

başladığından küçük mesafede gidip gelmeyi denedi. “Neden bu kadar gecikti?

” diye düşündü. Daha önce hiç bu kadar beklememişti. “Hep aynı saatte

geliyorum” diyerek saatine bir daha baktı. Dörde geliyordu işte. Otobüs

bozulmuş olmalıydı. Belki de lastiklerden biri patlamıştı. Yine de hiç bu kadar

uzun  süre beklediği olmamıştı. Yere oturup biraz dinlenmeye çalıştı.

Karşısındaki yüksek binaları süzdü bir süre. Onlar bitince arkalarındaki binalara

göz attı. Sonra altı şeritli yola takıldı bakışları. Yolda gidip gelen arabalar garip

görünüyordu. Hiçbir yerde hiçbir zaman durmuyorlarmış gibi sürekli hareket

hâlinde olduklarını varsaydı birden. İnsanı çileden çıkaracak derecede can sıkıcı

bir ayrıntıydı bu. Herkes nereye gidiyordu böyle?


Otobüs hâlâ görünmüyordu ortalıkta. Birilerine sorsa iyi olacaktı ama

görünürde birileri de yoktu. Bu duraktan bir tek kendisi biniyordu zaten. Daha

önce başka bir yolcuyla da karşılaşmamıştı. Yolun karşısındaki gündüz vakti

ışıkları yanıp sönen markete gidip sormayı geçirdi aklından, ama bu risk almak

demekti. En az yirmi adım ilerideki yaya geçidine gitmek, ışığı beklemek, altı

şeritli yolu geçmek, markete girip sormak, sonra geri dönmek çok uzun

sürebilirdi ve bu süre içinde de otobüs gelip gidebilirdi. İşte o zaman iş işten

geçerdi. Üstelik sorularına yanıt alacağı da kesin değildi. Markette

karşılaşacağı kişinin buradaki duraktan habersiz olma ihtimâli bile vardı.

“Pardon, anlayamadım. Durak mı dediniz? Nerede, hani? Daha önce hiç

otobüse binmedim. Demek yolun tam karşısında bir durak var. İnanın hiç

bilmiyordum. Kusura bakmayın size yardımcı olamayacağım. Ama isterseniz

müşterilere sorabilirsiniz. Belki konuyla ilgisi olan çıkar...” Falan filan... Yarım

saat sürme ihtimâli olabilecek bir duruma girmemeliydi. “Düşünmesi dahi

tahammül edilir gibi değil” diye mırıldandı. Vazgeçti.  

 

Biraz daha beklemeliydi, nasılsa gelirdi. Hiç gelmediği olmamıştı, aslında

geciktiği de hiç olmamıştı. Kesin önemli bir sorun çıkmıştı. Saat beşi geçiyordu

işte. Beklemek korkunçtu. Berbat hissediyordu insan kendisini. Bunu ancak

bekleyen anlayabilirdi. Hayatında hiç beklememiş olan bilemezdi. Çantasını

başının altına koyup uzandı. Gökyüzünü gezindi bir süre. Berrak mavide

dolanan beyaz öbekleri saydı. Ama hâla otobüs gelmemişti. “Ne olacak şimdi?”

diye düşündü. Sağda solda, kaldırımda, bu tarafta, karşı tarafta hiç yürüyen

insan yoktu. Kimse yürümeyi denemiyordu burada. Belki de bu yüzden otobüs

gelmekten vazgeçmişti. Neden olmasındı. Mümkündü tabiî. “Ben varım ama,

otobüs bunu çok iyi biliyor. Her gün aynı saatte burada bekliyorum” diye

düşündü. Sanki biraz da öfkelenmişti. Düşüncesinden geçen kelimeler biraz

sert vurgu yapmış gibi geldi ona. Sakinleşmeliydi. Şimdi bir otobüs yüzünden

gerilmenin hiç sırası değildi. Dünya hâli. Her şey, her zaman yolunda gidecek

diye bir kaide yoktu sonuçta. Ara sıra değişiklik yaşamanın tadına varmalıydı.

Yine de biraz sıkıcıydı. Yani işin içinde beklemek olmasaydı belki keyifli olabilirdi

ufak değişiklikler. Beklemenin sinirleri bozan tarafı ağır basıyordu.

 

 

Gözlerini kapattı. Uyuyakaldığında arabalar hâlâ yolda akıyordu. Anlık

rüyasında büyük beyaz bir otobüsü kovaladığını gördü. Dar sokaklardan

geçerken otobüs çarpmamak için bir incelip bir kalınlaşıyor, bazen karşısına

çıkanların üzerinden zıplıyordu. “Hiç böyle otobüs görmemiştim” diye düşündü.

Arkasından koşarken bir yandan da ona sesleniyordu var gücüyle: “Hey dur!

Beni almayı unuttun!” Ne çok bağırmıştı ki kısık sesini kendisi bile duyamamıştı.

Çok zamandır otobüs önde o arkada bu vaziyette idiler demek ki. Birden şehir

bitti. Yol bitti. Zemin bitti. Uçmaya başladılar. Neredeyse bir kelaynak ile

çarpışıyordu. “Önüne baksana, uçmayı bilmiyorsan ne işin var burada? İn

aşağıya!” diye çıkışan kelaynak ile konuşabilmeyi diledi bir an. Tam bir şey

söyleyecekken otobüsün karanlığın içinde kaybolmak üzere olduğunu farketti.

“Eyvah! Kaybedeceğim” diyerek uçuşunu hızlandırdı. Otobüs bir kara deliğin

içine atlamıştı.


Yoldan hızla geçen itfaiye arabasının siren sesiyle korkuyla yerinde zıplayarak

uyandığında önce nerede olduğunu anlayamadı. “Burası da neresi böyle? Ne

işim var benim burada?” diye mırıldandı. Otobüs durağında olduğunu

farkedince rüyasındaki otobüs hayâl meyal canlandı gözünde. Ayağa kalkıp

çantasını sırtına aldı ve yürümeye başladı. “Hiçbir şeyi beklememeliyim” dedi.

Bekleyerek kim bilir neleri kaçırmıştı. Bu kadar hızlı bir hayatta beklemek

gerilemek demekti. Şimdi, nelerden geri kalmış olabileceğini kestirmeye

çalışıyordu. Ama ne kadar düşünürse düşünsün bunu bilebilmesi mümkün

değildi.

 

Naz Ferniba

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/9/2008 - Küçük Kadınlar Dizi Müziği- Kalbin Ağlasa da

Kategori: Video



Bu şarkı sana gelsin canım. (O kendini biliyor)
Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

24/8/2008 - Öyle Bir Hayat Yaşıyorum Ki...

Kategori: Siir
Öyle bir hayat yaşıyorum ki,
Cenneti de gördüm cehennemi de
Öyle bir aşk yaşadım ki
Tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de.
Bazılar seyrederken hayatı en önden,
Kendime bir sahne buldum oynadım.
Öyle bir rol vermişler ki,
Okudum okudum anlamadım.
Kendi kendime konuştum bazen evimde,
Hem kızdım hem güldüm halime,
Sonra dedimki 'söz ver kendine'
Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin,
Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin,
Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin.
Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin.
Öyle bir hayat yaşadım ki,
Son yolculukları erken tanıdım
Öyle çok değerliymişki zaman,
Hep acele etmem bundan, ANLADIM..

Frederic NIETZSCHE
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

17/8/2008 - Hakettin sen

Kategori: Hikaye
İki sevgili varmış…
Ve gün geliyor erkek olan vatani görevini yapmak üzere askere gidiyor.
Kız bu arada başka bir arkadaşla işi bağlıyor.
Ve askerde ki sevgilisine “Kusura bakma .
Hayatıma bir başkası girdi.
Sende ki fotoğrafımı gönderir misin lütfen” şeklinde bir mektup yazıyor.
Asker çocuk çok üzülüyor.
Ama kıza öyle bir şey yapması lazım ki askerlik güzel geçsin…
Hemen bölükdeki tüm erkeklerden yanlarındaki manita, sözlü, kız arkadaş, sevgili resimlerini ödünç topluyor.
Ve yanlış yapan kızın resmi de dahil olmak üzere hepsini bir zarfın içine koyup kıza gönderiyor.
Küçük de bir not iliştiriyor mektuba…
“Pardon ama senin hangisi olduğunu çıkaramadım. İçlerinden kendi fotoğrafını al ve gerisini lütfen geri yolla…”
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->