Gözlerimde bir matem katresi var leyl i firkatte. Dilimde donuklaşan birkaç mısra.
Ve düşer gözlerimden katreler, muntazaman… İçerisinden iştiyaklar da düşer sen de düşersin, akıp gider; zira ağırdır bu zayıf bedene bu kadar külfet.
Heybemde saklı kalan birkaç satır var hâlâ, belki de hiç bitmeyecek, yazdıkça çoğalacak… Heybem sırtımda, adın dudaklarımda, gözlerin düşen o katrede, gülüşlerin kulaklarımda, sözlerin gönlümde.
Sükût et ey giden! Kalan kendi nezdinde gidiyor. Kalan benim; zira giden hiç bekler mi? Giden gitse senden hiç gider mi?
Beklerim her İstanbul lafzında, beklerim baranların pervazları dövdüğü anda, hayali santurlar kulağımda tezahür ettiği anda. Üzerini kaplamış revnakla, bahar şarkısını terennüm ederek gelişini beklerim.
Beklesem de her lahza bilirsin kolay feragat ederim, tahatturun geçmesin bahar, yine feragat ederim.
Acılar, söylenmeyenler; sen deryasın içimde; ama dökülen katrelerdir, matemiyle birlikte.
Anlatışımın muğlaklığı aşikârdır amma velâkin en güzideleri saklıdır içerimde.
Günay T.