Eleştiri Türünün Özellikleri (Tarihi Gelişimi ve Temsilcileri)

2008-02-22 15:53:00

Eleştiri Türünün Özellikleri
(Tarihi Gelişimi ve Temsilcileri)

Eleştiri de temeli düşünce olan yazı türüdür. Konu sınırlaması yoktur. Sanat, edebiyat ya da düşünce yazılarının içeriği ile bu içeriğin işlenişini, değerli ve değersiz yönlerini ortaya koyan bir yazı türüdür. Yazarın yazıyı kendine göre, yazıyı ilgilendiren topluma göre, kendi alanındaki diğer çalışmalara göre değerlendirdiği yazılardır.

Bir eseri değerlendirme amacıyla yazılan yazılara eleştiri denir.Eleştiride eserin yada sanatçının gerçek değerinin belirtilmesi amaçlanır.

Eleştirmeci,bir sanat eserinin gerçek değerini,özünü yapılışını,değerli-değersiz yanlarını ortaya koyar.Eleştirmecinin görevi güzellik yaratmak değil,yaratılmış güzelliği yargılamak,okurlara tanıtmaktır.
Eleştiriler;okura dönük eleştiri,topluma dönük eleştiri,sanatçıya dönük eleştiri,yapıta dönük eleştiri… olmak üzere türlere ayrılır.


Çoğu kişi eleştiri denildiğinde hemen kötülemeyi, yanlış yönleri açığa vurmayı düşünür. Edebi ve edebi olmayan eleştirilerde sadece <_script /><_script />kötüleme yoktur. Bir kitabı, sinema filmini veya bir kişiyi eleştirerek okuyan kişiye hakkında daha net bilgi verebiliriz. Bu nedenle eleştiriler olmalıdır.


Eleştirinin belirleyici özellikleri nelerdir?
• Düşünsel plânla yazılır.
• Konu, yazının sonuna dek değerlendirilmesi yapılan esere bağlı kalmalıdır. Eser ile ilgili, değerli ve değersiz diye gösterilen yargılar, eserden alınacak örneklere dayandırılmalıdır.

.Yapıcı olmalıdır. Objektif olmalıdır. Sadece bir esere bağlı kalarak eleştiri yapmamalıdır.
• Yazar, yargılarında belirli ölçülere bağlı kalmalı,
eleştirileri nesnel olmalı, “beğendim, hoşuma gitti”… gibi öznel değerlendirmelerden kaçınmalıdır. Bunun yanında eleştiri yazısını okutacak olan elbette eleştiri yazarının kendine özgü konuyu ele alış biçimi, kendine özgü yorumlayışı ve anlatımındaki üslûbudur.
• Eleştirisi yapılan çalışma, bütün boyutlarıyla ele alınmalı, kendi türü içindeki bilimsel, sanatsal, toplumsal yere oturtulmalıdır. Alanındaki diğer çalışmalarla karşılaştırılarak bu türe kattıklarıyla, kendisinden beklendiği halde katamadıklarıyla ele alınmalıdır.
Bu da gösteriyor ki eleştiri yazarı, her konuda eleştiri yazısı yazamaz, ancak uzmanı olduğu alanda yazabilir. Eleştiri yazarının alan bilgisi, eleştirdiği çalışmayı yapanın alan bilgisi ile en azından aynı düzeyde olmalıdır.


 

Eleştiri yapan kişi;

Geçmişin ve çağının sanat olaylarını iyi bilmeli,

Geniş bilgi ve kültür birikimiyle donanımlı olmalı,

Dünya edebiyatı, sanatı ve kültürüyle ilgili genel bilgilere sahip olmalı,

Eleştirdiği konuyu, eseri veya olayı bütün olarak kavramalı,

Bir sanat eserinin gerçek değerini, özünü, yapısını, değerli-değersiz yönlerini ortaya koymalıdır.

 

Yazarın eser karşısındaki tavır ve tutumuna göre eleştiri yazıları;

Nesnel,

Öznel olarak gruplandırılır.

 

Eleştiri yazılarında yazarın nesnel olması, eleştirdiği konu üzerinde tarafsız kalabilmesidir.

Eleştiri yazılarında yazarın öznel olması ise eleştirdiği konu üzerinde kendi düşüncelerini de belirterek taraflı bir tutum sergilemesidir.



 

 

 


Türkiye’de Eleştiri

Tanzimat dönemi Romantikleri Şinasi, Namık Kemal, Recaizade Ekrem, Abdülhak Hamid; Realistleri Samipaşazade Sezai, Beşir Fuad, Nabizade Nazım, Mizancı Murad’tır.

Serveti Fünun döneminde, Cenap Şahabettin intikad (sahte parayı gerçeğinden ayırmak)anlayışıyla tenkit eder. Halit Ziya, Mehmet Rauf, Nabizade Nazım, Hüseyin Cahit dönemin eleştiricileridir.

Cumhuriyetin ilk yıllarında eleştiri Yahya Kemal ve Ahmet Haşim’le başlar. İsmail Habip Sevük ve Ahmet Hamdi Tanpınar eleştiriyi edebiyat tarihi içinde ele alırlar. Nurullah Ataç, Suut Kemal Yetkin iki öznelci eleştirmendir.

Sistematik eleştirmenler Asım Bezirci, Fethi Naci, Hüseyin Cöntürk bağımsız yöntemi geliştirdi. Sabahattin Eyüboğlu ile Vedat Günyol hümanist eleştirmenlerdir. Çağdaş eleştirmenler Mehmet Kaplan, Tahsin Yücel, Akşit Göktürk, Şara Sayın, Ünsal Oskay, Murat Belge, Orhan Burian, Tahir Alangu, Memet Fuat, Mehmet Doğan, Bedrettin Cömert, Enis Batur, Nihat Sami Banarlı, Cemil Meriç, Kenan Akyüz, Melih Cevdet, Konur Ertop, Orhan Şaik Gökyay, Alpay Kabacalı, Cevdet Kudret, Agah Sırrı, Berna Moran, Rauf Mutluay, Yaşar Nabi, Ahmet Oktay, Atilla Özkırımlı, Nermi Uygur ve Fuat Köprülü.

 Türk edebiyatında ise Mehmet Kaplan, Nurullah Ataç, Cemil Meriç ve Hüseyin Cahit yalçın eleştiri türünün önemli temsilcileridir. Edebiyatımızdaki ilk eleştiri Namık Kemal’in Tahrib-i Harabat’ıdır.

 

Dünya edebiyatında Boielau, A. France,

 

 

Eleştiri Türleri


Günümüzde eleştiri eleştirme denilen bu türe eskiden tenkit, eleştiri yazan kimseye de “münekkit” denilirdi. Bugün eleştiri yazan kimseye; eleştirmen, eleştirici denilmektedir.

Tenkid sanat eserlerini konu almasına rağmen kendisi sanat eseri değildir. Ele aldığı her türün bir sistemi ve kuralları olduğundan eleştirmen bunları bilmek zorundadır. Bununla birlikte doğuşları büyük ölçüde edebiyat akımlarına bağlı olan başlıca eleştiri yöntemleri şunlardır.

Tarihi Eleştiri: Bu yöntem; edebi eseri, yazarın hayatına, yetişme şartlarını ve devrin özelliklerine göre inceleme esasına dayanır. Burada eserden çok sanatçı önemlidir. Eser, buna bağlı olarak açıklanmaya çalışılır.

Sosyolojik Eleştiri: Bu görüş, edebiyatın kendi başına var olmadığı toplumla var olduğu ve toplumun bir ifadesi olduğu ilkesinden hareket eder. Buna göre eleştirmen; eseri ve okuyucuyu sosyal koşullardan soyutlamadan değerlendirme yapacaktır.

İzafî Eleştiri: Bu anlayışa göre eleştiriye sınır koymak mümkün değildir. Herkes kişisel zevkine ve düşüncesine göre eseri değerlendirir.

İzlenimci eleştiri: Bu anlayışa göre eleştiri “kitaplardan zevk almak, onlarla duyguları inceltmek ve zenginleştirmek sanatı”dır. Bu anlayışın belli bir yöntemi yoktur. Eserlerin ve türlerin sınıflaması da yoktur. Eseri okurken alınan zevk, eserin tek ölçüsüdür.

Yapısal eleştiri: Bu görüş eserin bağımsız bir yapı, bir bütün olduğu anlayışından

 

hareket eder ve eserin açıklanmasının ancak kendi yapısıyla mümkün olduğu görüşünü benimser. Buna göre her eserin kendine has bir yapısı vardır ve bu yapı çeşitli parçaların organik bir biçimde birleştirilmesiyle oluşur.

Eleştiri Türüne Örnek




 


 

ÖSS'ye Gerek Yoktur!!

 

Öss nedir ki?

Altı üstü bir sınav, hayat Össden ibaretmidir ki bizler öss gibi bir sınavı geçemedikçe bir meslek sahibi olamıyoruz ve geleceğimizi öss gibi bir engeli aşacağımızın planları ile kuruyoruz, zaman yaklaşıyor öss ye 1 ay kaldı ve burdan herkese, her öğrenciye, her veliye, her duyarlı T.C. vatandaşına sesleniyorum !!!

“Öss’ye Gerek Yoktur !!!”

Neden mi?

Çünkü öss (öğrenci seçme sınavı ) gibi bir sistem en baştan yalnıştır, öss mi bizi seçiyor bizmi öss’yi (mesleğimizi-geleceğimizi) ben istediğim bölümde okumak istiyorum sevdiğim mesleği yapmak istiyorum, insan olmanın verdiği özgürlük hakkımla hayatımı özgürce sürdürmek istiyorum, eğer demorasi diye bişeyler var ise bu sistem değiştirilmelidir, çünkü özgürlük hakkımız çiğnenmektedir, Eğitim anlayışını bir at yarışı olarak düşünmek ve bu atları Dershaneler ile yetiştirip daha hızlı koşmalarını sağlamak için velilerin milyarlarca para vermeleri özgürlük değildir.

Ülkede 1000′lerce profesör var, ülkede 100′lerce bilim adamı var; memleketin geleceğini siyasetçiler getirecekse istemiyorum böyle siyaset istemiyorum böyle eğitim.
Bende Öss mağdurlarından birisiyim,  Yıllarca okudum, ilkokulu, ortaokulu, liseyi; hiç sınıfta kalmadım, ama buna rağmen öss yi kazanamadım. Bunun ne kadar büyük bir hayal kırıklığı olduğunu biliyorlarmı Bakanlar, bunun ne kadar büyük bir bunalım olduğunu biliyorlar mı YÖK yöneticileri ?

Sistem şu sıralar öyle bir hal aldıki Dershaneye gitmek zorunlu hale geldi, resmi olarak değil ama gayriresmi olarak herkes çocuğunu öss’yi kazanması için dershaneye göndermesi gerektiğini düşünüyor (bir dershane öğrenci başına yaklaşık 1000 ytl alıyor her yıl ortalama 1,5 milyon öğrencinin öss’ye girdiğini biliyoruz minimum yarısı dershaneye gönderiliyor olsa çarpın bakalım 750.000 ile 1000 ytl’yi) sistem velilerin, ailelerin sırtına vergiler yetmiyormuş gibi birde böyle bir yük bindiriliyor.(ne büyük tesadüf, ne büyük bir çağdışılık, çağdaş medeniyetler anlayışınız, çağdaş eğitim anlayışınız bu mu?  )

Senelerdir konuşulur tartışılır, senelerdir ne olacak bu  öss ? diye sorular sorulur. Soru sormak ile haber kanallarına bu konuları taşımak ile gündemi bu kelimeler ile meşgul etmekle  hiçbir sorun çözülmez ve hiç bir hak konuşularak alınmaz.

Tarih tekerrür edecek ise hiç sakince olmayacağı aşikar.

“  bütün tershanelerine girilmiş, bütün ordular dağıtılmış ve memleketin her köşesi tamamen işgal edilmiş olabilir.bütün bu durumdan daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar gaflet, dalalet ve hatta hiyanet içinde bulunabilirler. ”

Öyleyse biz ne yapacağız, öss gibi bir engelden nasıl kurtulacağız ?

Bir bildiğimiz varda yazdık;

Ben T.C. vatandaşı olarak ve demokrasi ile yönetilen bir ülkede düşüncelerim ile geleceğimi şekilendirmek istiyorum ve bunun önüne öss’nin geçmesini istemiyorum, üniversite okumak için ne dershanelere para vermek, ne bir sınava girmek istiyorum, eğerki yeterliliğim ölçülecek ise bu araştırmacı, meraklı ve düşünsel yönlerimi açığa çıkartacak bilimsel yöntemler ile olmalı. Ne olduğunu anlayamadığım, sorgulayamadığım, sorulan soruların daha sonra hayatımda kullanamadığım saçma sapan bir sınava girmek istemiyorum.

Ben huzurlu bir hayat istiyorum, kimsenin kimseyi sömürmediği, eşit bir düzenin kurulduğu bir hayat, doğan bir çocuğun sütünün bedavaya alındığı bir düzen, ücretsiz eğitim alabildiğim bir sistem; mevcut sistem ile istediğim şeyler gerçekleştirilebilecekse ne mutlu ama gerçekleştirilemeyecekse oturup düşünmenin  zamanı gelmiştir.

Öyle ya;

” Muhtaç olduğumuz kudret, damarlarımızdaki asil kanda mevcut”

Düşünmeye başlayın hatta harekete geçin. (Hiç birşey yapamıyorsanız Eleştirin)

Sinan işler

 

Eleştiri Türüne Örnek

 

Asık Suratlar ve Toplumun Gelişimi

Sosyolog değilim, profesör değilim, bir üniversiteden doktora da almadım ama toplumun ne durumda olduğunu az çok anlıyorum insanların sokaklardaki asık suratlarının sebeplerini az çok biliyorum, T.C. vatandaşlığının bir avantaj olması gerektiğini düşünenlerden birisiyim ama mağlesef böyle bir ortamın olmadını ve olmasının zor bir ihtimal olduğunu görüyorum, politik ve toplum üzerindeki sosyolojik uygulamalar bunun kanıtıdır.
T.C. topraklarında yaşayan insanların kafaları karışık genel itibariyle bir dargınlık, küskünlük var insanların üzerinde, bunun sizde farkındasınız; yolda yürürken insanların asık suratları gözünüze ilişmiş olmalı, hatta bazı arkadaşlarınıza espri yapmanıza rağmen gülmemeleri dikkatinizi çekmiştir, TV açtığınızda karşınıza gelen iğrenç görüntülerden tiksinti duymuşsunuzdur.Biraz düşünülürse hepimiz bunların az çok farkındayız değil mi?

Bir milletin kafasını karıştırmak istiyorsanız onların kültürleriyle oynayın, hassas konulardaki fikirlerin zıt yönlerini gündemde tutun, ülkeye tehdit oluşturabilecek odakları harekete geçirin, sosyal bunalımlar için saçma sapan TV dizileriyle milyonları ekranlara bağlayın !! Biraz daha uğraşırsanız milletin nihayetinde koca bir toplumun kafasını karıştırır ve bir uçuruma doğru sürüklersiniz.
DUR diyecek birisinin olamaması ne kadar kötü bir durum değil mi?

T.C. kurucusu Sn. M. Kemal ATATÜRK’ün kemikleri sızlıyordur. Nereden Nereye ….?

Bu milletin geleceğini bizler yani gençler oluşturacak ise gençliğin beynini uyuşturmanın ne alemi var ?

Eğer yönetim ilerde bizlere geçecekse Allah korusun derim şu anki gençliğin elinde bir yönetimin olmasını istemem, çünkü bu gençlik manevi ve kültürel değerlere saygı duymayan bir gençlik olarak gelişiyor, eğer ki iktidara bu gençlik benim tabirimle kayıp gençlik gelirse ya Milletini, Ya Toprağını satar !! Bu sözleri 21 yaşında bir genç olarak sarf ediyorum.

Saygılar. Sokakta Yürürken :D Gülmeniz Dileğiyle.

 


Eleştiri Türüne Örnek


Yazınsal Yaratmada Bireyin İşlevini Nasıl Anlamalı?
Bir yapıtın açıklanmasında yazarın yaşamöyküsü, yapıtın anlaşılmasında temel bir öğe değildir; yazarın düşünce ve niyetlerinin bilinmesi de bu yapıtın anlaşılmasında temel bir öğe olamaz. Yapıt, önemli bir yapıt olduğu ölçüde, kendi gücüyle yaşar ve anlaşılır ve çeşitli toplumsal sınıfların düşüncelerinin çözümlenmesiyle de doğrudan doğruya açıklanabilir. Bir yazın ya da felsefe yapıtında bireyin işlevini yadsımak, yadsımak mı demektir? Kuşkusuz hayır. Ne var ki, bütün gerçekler gibi bu işlev de eytişimseldir (diyalektiktir), dolayısıyla onu neyse öyle anlayıp kavramaya çalışmak gerekir.


Yazın ya da felsefe ürünlerinin, yazarlarının yapıtları olduğunu yadsımayı kimse düşünemez; ne ki bunların da kendi mantıkları vardır, dolayısıyle keyfe bağlı yaratmalar değillerdir hiç de. Yazınsal bir yapıtta hem kavramsal bir dizgenin iç bağlantısı, hem de bir canlı varlıklar dizgesinin iç bağlantısı vardır; bu bağlantı, bunların birtakım bütünler oluşturduğunu gösterir; bu bütünlerin parçaları, birbirlerine göre, birbirlerinin yardımıyle, özellikle temel özleri yardımıyle anlaşılıp kavrayabilirler. Böylece, bir yandan şu sonuç çıkar ortaya: Yapıt ne denli büyük olursa o denli de kişisel olur; çünkü, ancak çok zengin ve güçlü bireylik, henüz oluşmakta bulunan ve topluluğun bilincinde pek az belirlenmiş olan bir evreni düşünüp görebilir ve son ayrıntılarına dek bunu yaşayabilir. ama bir yandan da şu sonuç çıkar ortaya: Bir yapıt ne denli büyük bir düşünür ya da yazarın kaleminden çıkmışsa o denli de kendi gücüyle kendini anlatabilir; dolayısıyle tarihçinin, yapıtı yaratanın yaşam öyküsü ya da düşüncelerine baş vurmasına hiç gerek kalmaz. En güçlü kişilik, düşünsel yaşamla en iyi özdeşleşen kişiliktir, toplumsal bilincin etken ve yaratıcı bütün temel güçleriyle en çok özdeşleşen kişilik. Bir yapıtın güçsüz ve tutarsız yanlarını anlamak söz konusu olduğunda ancak, yazarın kişiliğine ve yaşamının dış koşullarına baş vurmak zorunluluğu doğar çok kez.


Böylece, Goethe’nin pek yazınsal bir değer taşımayan bir sürü benzetme oyunları, hatta Faust’un birtakım cılız, güçsüz yanları, yazarın Weimar sarayında karşı karşıya bulunduğu zorunluklarla açıklanabilmektedir. Ama Goethe artık kendine yaraşır düzeyde bulunmadığı andadır ki Weimar bakanı yapıtta ön sıraya geçip varlığını duyurur.


Demek, toplumla bireyi, tinsel değerlerle toplumsal yaşamı birbirine karşıt görmek şöyle dursun, gerçek, bunun tam tersidir. Toplumsal yaşam, yaratma gücünün en son noktasına eriştiğinde, her ikisi de, en yüce biçimleri içinde birbirleriyle kaynaşmış olurlar; yazın alanında bu böyledir, felsefede, siyasal alanında da böyle. Racine ya da Pascal’ı PortRoyal’dan nasıl ayırabilirsiniz. Munzer’i Köylüler Savaşından, Luther’i din devriminden, Napoléon’u imparatorluktan ve Fransız Devrimiyle eski rejim arasındaki sürekli kavgadan? Tersine, topluluk ortaklığa dönüştüğünde, birey güçsüzleşip göze batar duruma geldiğinde aradaki karşıtlık iyice derinleşir. Ama o zaman da, yazınsal yaratma tarihinde, derin bilginleri çok ama yazınsal düşünce tarihçisini pek az ilgilendirebilecek olan yazılarla karşı karşıya bulunuruz artık..


( Lucien Goldmann. Matérialisme dialectique et histoire de la littérature, Çeviren: Tahsin SARAÇ, Türk Dili Dergisi, Eleştiri Özel Sayısı , Mart 1971)

 

Eleştiri Türüne Başka Bir Örnek

 

Kültürde Yozlaşma: Başlangıç

 

Hepimiz zaman zaman kültürümüzün yozlaşmasından dolayı bir endişe duymuşuzdur. Birçoğumuz bu gidişatı değiştirmek için hiçbirşey yapmıyoruz. Ama yozlaşmayı durdurmaya çalışanların bir çoğu da boşa kürek çekiyor! Ne yazık ki bu çok acı bir gerçek.

Değişim çocukken başlar yavaş yavaş olur. 40 yaşına kadar kendi öz kültürünü yaşamış bir kimseyi değiştiremez, farklılaştıramazsınız. Gerçekten de bunu yapmak deveye hendek atlatmaktan daha zordur. İşte kültür mühendislerinin en çok önem verdiği nokta da budur. Onlar basın ve yayım organlarını kullanarak bugün yurdun en ücra köşelerine kadar kolayca ulaşıp, oradaki saf insanlara ulaşarak, medenileşme ve modernleşme adı altında insanlara kendi şarkılarını dinletip, kendi süper kahramanlarını izletiyorlar. Bunun kısa vadede çok fazla bir zararı yoktur. Ama uzun vadede bir kültürün tamamiyle yok olmasına sebep olabilir. Şöyle ki bu proğramı seyreden bir ebeveyn pek fazla etkilenmez, ama onun yanındaki küçük çocuğu bu proğramları seyrede seyrede gördüğü şeyleri kendisinin olarak benimser ve bunu kendisiyle özleştirir. Esas ve en büyük tehlike buradadır. Eğer çocuğumuz varsa ve iyi bir gözlemciysek onun yalnız başınayken kendi kendine bu yabancı şarkıları mırıldandığı, oynadığı oyunlarda Spiderman, Batman gibi isimler aldığını çok rahatlıkla gözlemleyebiliriz. Daha sonra bu çocuk büyür, bir iş sahibi olur ve dükkanına yabancı bir isim verir. Seyrettiği filmlerin Türkçe alt yazılı olmasına özen gösterir, çocuğunu yabancı okullara göndermek için para karşılığı kura çektirir sıra bekler.

Sizlere son sözüm şu, eğer kendinizi bu bataklıktan kurtaramıyorsanız küçük kardeşinizi, çocuklarınızı kurtarmak için çaba sarfediniz. Onların yabancı kültürün tesiri altında büyümemeleri için gerekli özeni gösterip, onlara kendi öz kültürlerini anlatınız ve bunu yaşamalarını sağlayınız. Bu, mücadeleye yaptığınız en büyük katkı olur.

Unutmayın ki en büyük yatırım geleceğe yapılan yatırımdır…

Saygılarla

 http://elestiri.org/kulturde-yozlasma-baslangic/

 

Diğer Türler için:

Günlük                    Anı


 Mektup                  Deneme


Makale                    Eleştiri


Söylev(nutuk) Türü             Gezi Yazısı


Roman                      Ropörtaj


Söyleşi                  Tiyatro


Fıkra                  “Haber Yazısı”


Fabl Türü                 Hikaye(öykü)


             Masal 


Bütün bunlara karşı sizden sadece bir teşekkür istiyorum. Çok mu şey istiyorum?


Bu yazıda www.bilgicik.com adresinden alıntılar yapılmıştır.

18517
0
0
Yorum Yaz