|
 |
9/2/2008 - Sabahattin Ali (1907 - 1948)
|
Sabahattin Ali (1907 - 1948) |
|
25 Şubat 1907 tarihinde, bugün Bulgaristan sınırları içindeki Gümülcine kazası Eğridere köyünde doğdu, 2 Nisan 1948 tarihinde Bulgaristan sınırında öldürüldü.
Babası piyade yüzbaşısı Ali Sabahattin Bey'in görev yerlerinin sık sık değişmesi dolayısiyle, ilköğrenimini İstanbul, Çanakkale ve Edremit'in çeşitli okullarında tamamlamıştır (1921) Edremit'e göçtüklerinde bölge Yunan işgalinde olduğu için emekli olan babası aylığını alamamış ve aile çok zor günler geçirmiştir. İlkokulu bitirdikten sonra parasız yatılı olarak Balıkesir Öğretmen Okulu'na giren Sabahattin Ali, beş yıl burada okumuş, daha sonra İstanbul Öğretmen Okulu'nda mezun olmuştur (1926). Bir yıl kadar Yozgat'ta ilkokul öğretmenliği yapmış, Millî Eğitim Bakanlığı'nın açtığı sınavı kazanarak Almanya'ya giderek iki yıl orada okumuştur (1928 - 1930). Almanya’da Postdam ve Berlin’de öğrenim gördü. Yurda döndükten sonra Aydın ve Konya ortaokullarında Almanca öğretmenk Devlet Konservatuvarı’nda dramaturgluk yaptı.
1931 yılında bölücü propaganda yaptığı ihbarı üzerine üç ay tutuklu kaldı, kovuşturma sonunda aklandı.
Konya'da bulunduğu sırada, bir arkadaş toplantısında Atatürk'ü yeren bir şiir okuduğu iddiasıyla tutuklanmış (1932), bir yıla mahkum olarak Konya ve Sinop cezaevlerinde yatmış, Cumhuriyetin onuncu yıldönümü dolayısıyla çıkarılan af yasasıyla özgürlüğüne kavuşmuştur (1933).
 Sabahattin Ali de Sinop Cezaevinde tutuklu olarak kaldığı sürede Aldırma Gönül isimli şiirini burada yazmıştır. Bu şiir daha sonra Edip Akbayram tarafından şarkı olarak seslendirilmiştir.
Aldırma Gönül Başın öne eğilmesin Aldırma gönül, aldırma Ağladığın duyulmasın, Aldırma gönül, aldırma
Dışarıda deli dalgalar Gelip duvarları yalar; Seni bu sesler oyalar, Aldırma gönül, aldırma
Görmesen bile denizi, Yukarıya çevir gözü: Deniz gibidir gökyüzü; Aldırma gönül, aldırma
Dertlerin kalkınca şaha Bir sitem yolla Allah'a Görecek günler var daha; Aldırma gönül, aldırma
Kurşun ata ata biter Yollar gide gide biter; Ceza yata yata biter; Aldırma gönül, aldırma.
Cezaevinden çıktıktan sonra Ankara'ya giden Sabahattin Ali Millî Eğitim Bakanlığı'na başvurarak yeniden göreve alınmasını istemiştir. Dönemin bakanı Hikmet Bayur'un "eski düşüncelerinden vazgeçtiğini ispat etmesini" istemesi üzerine Varlık dergisinde "Benim Aşkım" adlı şiirini yayımlayarak (15 Ocak 1934) Atatürk'e bağlılığını göstermeye çalışmıştır. Aynı yıl Bakanlık Neşriyat Müdürlüğü'ne alınmış, Ankara II. Ortaokul'da öğretmenlik yapmıştır.
16 Mayıs 1935 günü Aliye Hanım ile evlenmiş, 1936'da askere alınmış, 1937 Eylülünde kızı Filiz Ali (Prof. Dr.) dünyaya gelmiştir. Yedek Subay olarak askerliğini Eskişehir'de tamamlamış, 10 Aralık 1938 de Musiki Muallim Mektebi'nde Türkçe öğretmeni olarak göreve başlamıştır. 1940 yılında tekrar askere alınmış, askerliğini yaptıktan sonra Ankara Devlet Konservatuarı'nda Almanca öğretmenliği yapmıştır (1941 - 1945).
"İçimizdeki Şeytan" romanı milliyetçi kesimde büyük tepki toplamıştır. Nihal Atsız'ın hakkında yazdığı hakaret dolu bir yazıya karşılık dava açmış, dava sırasında çok sıkıntı çekmiştir. 1944 yılında mahkemeyi kazanmasına rağmen tepkilerden kurtulamamıştır. Olaylı duruşmalar sonunda bakanlıkça görevinden alınmış, İstanbul'a giderek gazetecilik yapmaya başlamıştır (1945). Ancak fıkra yazdığı La Turquie ve Yeni Dünya gazeteleri, iktidarın kışkırtmasıyla meydana gelen Tan olayları sırasında tahrip edilince işsiz kalmış, Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz'la Marko Paşa, Malum Paşa, Merhum Paşa, Öküz Paşa gibi siyasal mizah dergilerini çıkarmıştır (1946 - 1947).
 Sait faik, Orhan veli, Sabahattin Ali
Ancak, bu gazeteler tek parti iktidarının baskılarıyla karşılaşmış, kapatılmış, yazılar hakkında kovuşturmalar açılmıştır. Sabahattin Ali dergilerde çıkan yazılarından dolayı üç ay hapis yatmış, karşılaştığı baskılardan bunalmıştır. Ali Baba dergisinde yayımladığı "Ne Zor Şeymiş" başlıklı yazıda, içinde bulunduğu durumu şöyle anlatmaktadır: "Çalmadan, çırpmadan bize ekmeğimizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz bırakmadan yaşamak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmalı idi".
Bir başka dava nedeni ile 1948'de Paşakapısı cezaevinde üç ay yatmıştır. Çıktıktan sonra zor günler geçirmeye başlamış, işsiz kalıp, yazacak yer bulamamıştır. Yurt dışına gidebilmek için pasaport almak istemiş, alamamıştır. Yasal yollardan yurt dışına çıkma olanağı da bulamayınca Bulgaristan'a kaçmaya karar vermiş, Ali Ertekin adlı kaçakçılık yapan birisi tarafından Bulgaristan sınırında öldürülmüştür (2 Nisan 1948). Sabahattin Ali'yi öldürdüğünü itiraf eden Ali Ertekin, dört yıla hüküm giymiş; aynı yıl çıkan aftan yararlanarak serbest kalmıştır.
Bulgaristan’ın Eğridere (Ardino) kentinde, Sabahattin Ali’nin 100. doğum yılı kutlandı. 31 Mart 2007 günü gerçekleşen toplantıya, başta Bulgaristan Yazarlar Birliği Başkanı olmak üzere Sofya ve Bulgaristan’ın çeşitli kentlerinden Türk ve Bulgar yazarlar, şairler, okurlar ve Sabahattin Ali’nin kızı Prof. Dr. Filiz Ali katıldı. Bütün eserleri 1950’li yıllardan beri Bulgaristan’daki tüm okullarda okutulduğundan, Sabahattin Ali bu ülkede çok tanınan bir yazardır.
Türk edebiyatının önde gelen isimlerinden hikâyeci, şair, gazeteci Sabahattin Ali'nin kızı Prof. Dr Filiz Ali'dir.

Hıfzı Topuz, Başın Öne Eğilmesin/Sabahattin Ali’nin Romanı, Remzi Kitabevi, 2006, 264 s.
Yazarlığı: Sabahattin Ali yazı yaşamına şiirle başlamış, hece vezniyle yazdığı ve halk şiirinin açık izleri görülen bu ürünlerini Balıkesir'de çıkan ve Orhan Şaik Gökyay tarafından yönetilen Çağlayan dergisinde yayımlamıştır (1926). Servet-i Fünun, Güneş, Hayat, Meşale gibi dergilerde de yazan (1926 - 1928) Sabahattin Ali, bu arada öykü de yazmaya başlamış, ilk öyküsü "Bir Orman Hikayesi" Resimli Ay'da yayımlanmıştır (30 Eylül 1930).
Toplumsal eğilimli bu öyküyü Nazım Hikmet, şu sözlerle okurlara sunmuştur: "Bu yazı bizde örneğine az tesadüf edilen cinsten bir eserdir. Köylü ruhiyatının bütün muhafazekâr ve ileri taraflarını, iptidaî sermaye terakümünü yapan sermayedarlığın inkişaf yolunda köylülüğü nasıl dağıttığını ve en nihayet, tabiatın deniz kadar muazzam bir unsuru olan ormanın muğlak, ihtiraslı hayatını, kımıldanışların zeki bir aydınlık içinde görüyoruz".
Sabahattin Ali, af yasasından yararlanarak hapisten çıktıktan sonra, özellikle Varlık dergisinde yayımladığı "Kanal", "Kırlangıçlar", "Arap Hayri", "Pazarcı", "Kağnı" (1934 - 1936) gibi öyküleriyle dikkati çekmiştir. Sabahattin Ali Anadolu insanına yaklaşımıyla edebiyata yeni bir boyut kazandırmıştır. Ezilen insanların acılarını, sömürülmelerini dile getirmiş, aydınlar ve kentlilerin Anadolu insanına karşı takındıkları küçümseyici tavrı eleştirmiştir.
1937'de yayınlanan Kuyucaklı Yusuf romanı, gerçekçi Türk romanının en özgün örneklerinden biridir.
Sabahattin Ali'nin halk şiirinden esinlenerek yazılmış şiirlerini içeren Dağlar ve Rüzgâr (1934) adlı kitabı yazın çevrelerinde ilgi uyandırmış, örneğin Yaşar Nabi, Hakimiyeti Milliye'de şu övücü satırları yazmıştır: "Bu kitabın mümeyyiz vasfı halk edebiyatı tarzında bir deneme teşkil etmesidir. Sabahattin Ali'nin tecrübeli muvaffak neticeler vermiş. Ve bize, şiirleri doğrudan doğruya bir halk şairi elinden çıkmamış olduklarını hissetirmekle beraber, o tanıdığımız ve sevdiğimiz samimi edayı tattırabiliyor. Komplike imajlardan kaçınılmış olması, bu şiirlere büyük bir sadelik vermiş.
Ancak, Sabahattin Ali, bu kitabından sonra şiirle ilgilenmemiş, sadece öykü ve roman yazmıştır. 'Leylim Ley', 'Aldırma Gönül' gibi halk dilinden yararlanarak yazdığı şiirler herkes tarafından bilinir.
Sabahattin Ali, Varlık'ta Esirler adlı üç perdelik bir oyunda tefrika etmiş (1936), ancak bu türü de bir daha denememiştir.
ŞİİRLERİ: Dağlar ve Rüzgâr (1934) Değirmen Dağlar ve Rüzgâr (1965) Dağlar ve Rüzgâr, Kurbağaların Serenadı, Öteki şiirler (1988) tüm şiirleri
ROMAN: Kuyucakli Yusuf (1837-1988) İçimizdeki şeytan (1940-1982) Kürk Mantolu Madonna (1943-1988)
ÖYKÜ: Değirmen (1935) Kağnı (1936-1983) Ses (1927-1972) Yeni Dünya (1943-1982) Sırça Köşk (1980)
OYUN: Esirler (1966)
BESTELENEN ŞİİRLERİ Dağlar, Sezen Aksu - Dağlardır Dağlar Hapishane Şarkısı - 3, Ahmet Kaya - Geçmiyor Günler Hapishane Şarkısı - 5, Edip Akbayram - Aldırma Gönül Kara Yazı, Ahmet Kaya - Kara Yazı Kız Kaçıran, Ahmet Kaya - Kızkaçıran Leylim Ley, Zülfü Livaneli - Leylim Ley |
özgen
özgen
özgen
özgen | | |
|
|
Yorum
(0) ::
Yorum yaz! ::
Bağlantı
|
9/2/2008 - Enis Batur (1952 - .... )
|
Enis Batur (1952 - .... ) ******> |
|
Şair, Deneme Yazarı, Yayıncı. Şair kimliğiyle bir yandan büyük projesini, "Opera" adlı epik şiirini sürdürürken bir yandan lirik şiirler ve deneysel metinler yazıyor. Denemeci kimliğiyle Türkiye'nin ve dünyanın kültür ortamıyla hesaplaşıyor; kendi öğrenme, kurcalama merakının sonuçlarını okurlarıyla paylaşıyor; içinde bulunduğumuz ortamda bir insanın bir hayat projesi olmasının, bu projeyi sürdürmesinin koşulları üzerinde düşünüyor. Yayıncı kimliği ile 1970'den bu yana Türkiye'nin kültür ortamında bir şeyleri değiştiriyor; Türkçe kitap raflarındaki gedikleri kapatmaya çalışıyor. Yazdıkları ve yaptıklarıyla kimileri için yol gösterici bir ışık oldu, devam etme, kendi yolunu arama gücü verdi. Öte yandan, büyük sermayenin (Yapı Kredi Bankası) emrine girdiği; Kendi "eküri" sini yeteneğe bakmadan gözettiği; çok şey bilme çabası içinde bir şey yapamaz hale geldiği; çok kitap yayınladığı; Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur'un oğlu olduğu için eleştirildi.
Yaşamöyküsü 28 Haziran 1952’de Eskişehir'de doğdu. Çocukluğu Eskişehir ve Napoli’de, ilkgençlik yılları İstanbul ve Ankara’da geçti. 1973’de gittiği Paris’te dört yılı aşkın bir süre yaşadıktan sonra Ankara’ya döndü. Askerliğini Çankırı’da yaptı. 1983’de İstanbul’a yerleşti.
Batur, Çağdaş Kent dergisini 1982’de çıkardı, ilk sayısıyla birlikte dergi sıkıyönetim tarafından yasaklandı. 1983’de Avrupa Ülkeler Ansiklopedisi’ni, 1984’de İslâm Ülkeleri’ni yayına hazırladı, İstanbul’dan Göreme’ye Kültür Mirasımız eklerini Milliyet için yönetti. 1987-88 arası Şehir dergisini çıkaran ekibin başında yeraldı. 1990 sonrası şehir monografilerine yöneldi: İstanbul için Şehrengiz ile başlayan dizide Ankara, Ankara ile Üç İzmir’in çatılarını oluşturdu. Tarih Vakfı’nın İstanbul Ansiklopedisi’ne ve İstanbul dergisine katkıda bulundu. Yeryüzü Sûretleri, Bir Beyoğlu Fotoromanı, Demir Yol sergilerinin sunumlarını üstlendi. İstanbul ile ilgili metinleri, Fransa’da Omnibus’un İstanbul kolektifinde yeraldı, Ara Güler’le birlikte Fata Morgana’da İstanbul des Djinns’i imzaladı. Paristanbul, Türk Edebiyatında Paris, çiftdil yayımlanan Okyanusa Bakan Bir Odada Üç Türk Yazar seyyah-yazar deneyimlerini aktardığı öteki kolektif yayınlardan birkaçı. Bunlara, 2001-2002 döneminde hazırladığı, çift dil yayımlanan iki oylumlu antolojisini eklemek gerekir: Avrupa Güneşinin Doğduğu Yere Yolculuk ve Beş Kıtada Türk Seyyahları.
İlk yazısı 1970'de, ilk kitapları 1973'te yayımlandı.
Milli Eğitim Bakanlığı Yayın Dairesi Başkanlığını (1979-1980), Milliyet'in kültür servisi ve yan yayınlar yöneticiliğini (1983-1984), Milliyet Büyük Ansiklopedi'nin (1986) ve Dönemli Yayıncılık'ın genel yayın yönetmenliğini (1987-1988) yaptı; 1988'den beri Yapı Kredi Yayınları'nda çalışıyor. Yazı, Oluşum, MEB, Tan, Gergedan, Şehir, Sanat Dünyamız, Kitap-lık, Cogito, Arredemento Dekorasyon, Fol gibi dergilerin hazırlanışında sorumluluklar üstlendi; Remzi Kitabevi'nin (1990-1993), TRT'deki "Okudukça" programının (1994-1999) yayın danışmanlığını yaptı;
Açık Radyo'nun kuruluşuna katkıda bulundu ve "Şifa, Şifre, Deşifre" programını gerçekleştirdi; UNESCO'nun "Göreme'den İstanbul'a kültür mirasımız" kampanyasını (1984) yönetti, Cumhuriyet, Milliyet, Dünya, Aydınlık gazetelerinde, Yeni Gündem, P-Eki, Express, 2000'e Doğru dergilerinde 1978-1998 arası düzenli haftalık yazılar yazdı; yurtdışındaki çeşitli dergilerde ürünleri yayımlandı: Poesia, Il Ebbro Quaterno, Letters Internationales, Quarterly West, Tabaccaria, Podium, Kelk, Connaissance des Arts, Talismen, Didale.
Şiirleriyle Cemal Süreya, Altın Portakal, Sibilla Aleramo ödüllerini, denemeleriyle TDK ödülünü kazandı.
Kitaplarından Opera üzerine Ahmet Oktay'ın kitabı İsrafil'in Sûru ve bir sempozyumun bildirilerini biraraya getiren "Opera Odağında Enis Batur Şiiri", yapıtları üzerine yazılmış yazılardan bir seçmeyi derleyen "Otuz Kuş Bakışı", Hatice Aynur'un hazırladığı "Enis Batur Bibliyografyası 1970-1995" ve Cem Akaş'ın "Belkienisbatur" adlı eserleri hakkındaki başlıca kaynaklardır.
Batur, 1998-1999 akademik yılından 2002-2003 eğitim ve öğretim yılına dek Galatasaray Üniversitesi'nde ders verdi.
Eserleri
1. Şiir Papirüs, Mürekkep, Tüy: Seçme Şiirler 1973-2002 (YKY: 2002, ISBN 975-080-420-1)
1.1. Lirik Şiirler Tuğralar: Lirik Şiirler 1973-1984 (1985 / Üçüncü basım: Remzi Kitabevi: 1993, ISBN 975-14-0424-X) Perişey (1992 / Üçüncü basım: Altıkırkbeş Yayın, 1998) Kanat Hareketleri: Lirik Şiirler 1993-1999 (Altıkırkbeş Yayın: 2000) Darb ve Mesel -Arka Şiirler (Altıkırkbeş Yayın: 1995)
1.2. Dramatik Şiirler Doğu - Batı Dîvanı (YKY: 1997, ISBN 975-363-654-7) Ağırlaştırıcı SebeplerDîvanı (Altıkırkbeş Yayın: 2003)
1.3. Yazı Şiirler Nil (1975 / Dördüncü basım: Altıkırkbeş Yayın: 1998) İblise Göre İncil (1979 / Dördüncü basım: Altıkırkbeş Yayın: 2001) Kandil (1981 / Dördüncü basım: Altıkırkbeş Yayın: 2001) Sarnıç (1985 / Dördüncü basım: Altıkırkbeş Yayın: 1996) Koma Provaları (Altıkırkbeş Yayın: 1990) Sütte Ne Çok Kan (Altıkırkbeş Yayın: 1998) Opera 1 - 4004 (Altıkırkbeş Yayın: 1996) Abdal Düşü: Düzyazı Şiirler 1998-2002 (Altıkırkbeş Yayın: 2003, ISBN 975-8467-73-5)
1.4. Deneysel Metinler Ondört+X+4 deneysel metin (Tipografik yorum: Savaş Çekiç) (C Yayınları: 1994)
1.5. Şiir Alıştırmaları Taşrada Ölüm Dirim Hazırlıkları (Oğlak Yayınları: 1995) Not: Ayrıca, Yazılar ve Tuğralar Şiirler 1973-1987 (B/F/S Yayınları: 1987).
2. Düzyazı 2.1. Yazınsal / Eleştirel Denemeler Şiir ve İdeoloji (1979 / İkinci basım: Mitos Yayıncılık: 1992) Yazının Ucu Yazınsal Denemeler 1976-1993 (YKY:1993, ISBN 975-363-221-5) E/Babil Yazıları (YKY: 1995, ISBN 975-363-389-0) Seyrûsefer Defteri (YKY: 1997, ISBN 975-363-470-6) Aciz Çağ, Faltaşları (YKY: 1998, ISBN 975-363-815-9) Smokinli Berduş: Şiir Yazıları 1974-2000 (YKY: 2001, ISBN 975-08-0234-9) Patates (Sel Yayıncılık: 2003, ISBN 975-570-199-7
2.2. Özel Ansiklopedi Kediler Krallara Bakabilir (1990 / Üçüncü basım: Sel Yayıncılık: 2002, ISBN 975-570-0157-5) Gönderen: Enis Batur (1991 / İkinci basım: Sel Yayıncılık: 2000, ISBN 975-570-104-4) Kırkpare (1993 / İkinci basım: Sel Yayıncılık: 2001, ISBN 975-570-125-7) Su, Tüyün Üzerinde Bekler (1999 / Fevkalâde genişletilmiş 2. Baskı: Sel Yayıncılık: 2003, ISBN 975-570-074-9) Kurşunkalem Portreler (1999 / İkinci basım: Sel Yayıncılık: 2000, ISBN 975-570-092-7) Yazboz ( Sel Yayıncılık: 2001, ISBN 975-570-115-X)
2.3. Günebakan Yazılar / Söyleşiler Günebakan I: Alternatif: Aydın (Ark Yayınları: 1995, ISBN 975-7260-11-8) Günebakan II: Saatsiz Maarif Takvimi (Ark Yayınları: 1995, ISBN 975-7260-12-6) Söz'lük (Düzlem Yayınları: 1992) Türkiye'nin Üçlemi (Papirüs Yayınevi: 1998, ISBN 975-6999-40-3)
2.4. Başkalaşımlar Başkalaşımlar I-X (1992 / İkinci basım: YKY: 2000, ISBN 975-363-054-9) Başkalaşımlar XI-XX (YKY: 2000, ISBN 975-08-0243-8)
2.5. "İçbükeyler": Gezi, Günlük Yolcu (İyi Şeyler Yayıncılık: 1996, ISBN 975-563-048-1) İki Deniz Arası Siyah Topraklar ve Kesif ve ¿ (1996, 1997 / Genişletilmiş İkinci Basım: YKY: 2002, ISBN 975-363-618-0) Issız Dönme Dolap (YKY: 1998, ISBN 975-363-817-5) Amerika Büyük Bir Şaka, Sevgili Frank, Ama Ona Ne Kadar Gülebiliriz? New York Seyahatı (YKY: 1999, ISBN 975-08-0184-9) Kum Saatından Harfler: Sokulgan Okur İçin İçbükeyler (YKY: 2001, ISBN 975-08-0293-4) Şehren'is (Literatür Yayıncılık: 2002, ISBN 975-843-167-6) Başka Yollar (YKY: 2002, ISBN 975-080-462-7) Bekçi (Oğlak Yayınları: 2003, ISBN 975-329-407-7) Mazruf ( Okuyanus: 2004, ISBN 975-8420-86-0) PARİS, ecekent (YKY: 2003, ISBN 975-08-0687-5)
2.6. "Yapılmış Kitaplar" Bu Kalem Bukalemun (1986 / İkinci basım: YKY: 1997, ISBN 975-363-693-8) Bu Kalem Melûn ( YKY: 1997, ISBN 975-363-694-6) bu kalem un(ufak) ( Okuyanus: 2004, ISBN 975-8420-92-5)
2.7. "Roman Denemeleri" Acı Bilgi: Fugue Sanatı Üzerine Bir Roman Denemesi ( YKY: 2000, ISBN 975-08-0213-6) Elma: Örgü Teknikleri Üzerine Bir Roman Denemesi ( Sel Yayıncılık: 2001, ISBN 975-570-144-3) Bir Varmış Bir Okmuş: Sözümona Düzmece bir Wilhelm Tell Hikâyesi ( Sel Yayıncılık: 2002, ISBN 975-570-179-6) Kravat ( Sel Yayıncılık: 2003, ISBN 975-570-188-5)
2.8. Sanat Kitapları Fatma Tülin / Bir (İki) Sergi Öncesinden Tablolar (Sel Yayıncılık: 1999, ISBN 975-578-08-1) İlhan Berk / Mağara Ressamı, Sapkın Nakkaş, Nâmahrem Kalem (YKY: 2000, ISBN 975-08-0004-4) Defter (Selçuk Demirel ile birlikte) (YKY: 2001, ISBN 975-08-0289-6) İmgeleri Kim Dinler? (YKY: 2004, ISBN 975-08-0753-7)
3. Antoloji Kara Mizah Antolojisi (Hil Yayın: 1987) Modern Dünya Edebiyatı Antolojisi (Dönemli Yayıncılık: 1988) Gütenberg Gökadasına Gezi (YKY: 1992, ISBN 975-363-070-0) Unutulmuş Şiirler Antolojisi (YKY: 1994) Modernizmin Serüveni: Bir "Temel Metinler" Seçkisi 1840-1990 (YKY: 1997, ISBN 975-363-632-6) Râbia Hâtun: "Tuhaf Bir Kıyâmet" + 41 Şiir (YKY: 2000, ISBN 975-08-251-9) Sel Yayıncılık / Geceyarısı Kitapları Dizisi Sahici Trenler İçin Oyuncak Kitap (YKY: 2003, ISBN 975-08-0694-8)
4. Şehrengiz İstanbul İçin Şehrengiz (YKY: 1994, ISBN 975-363-005-0) Üç İzmir (YKY: 1994, ISBN 975-363-107-3) Ankara Ankara (YKY: 1994 , ISBN 975-363-230-4)
Eserlerinden Örnekler
TILSIM ve TRAJEDİ
Bir ucunda Trajedi vardı bu kalemin, Tılsım öteki ucunda. Uyuduğumda kim uyanıyordu içimde, hangimiz sürdürüyordu gündüşlerini, hangi yüzüm kanıyordu, neden bir ucu seçip sivriltiyordum da köreliyordu o an öteki uçtaki güdülerim, kalemin bir ucunda Trajedi, Tılsım benden yanaydı: Nereye çevirirsem çevireyim öfke doğuruyordu hüzün doğuruyordu öfke: İki ucunda kalemin ebabil kuşları taş topluyordu. Gelecek ardımda kalmış bir melek: Defterim dolmuş, bir tek hece taşım için karasız bir beyit oyalıyor şimdi beni. Köprüler, dehlizler ve tünellerden geçtim, oğullarım dağınık bir başkaldırı kavmi, kızlarım sonsuza ayarlı birer arayış tohumu, bu kadını sevmiştim: Koptu gitti dünyamdan, sönmüş fer. Bu kadını da: doyamadığım. Bir de onu: Yanıbaşımda fırtına gibi yaşayan, tül gibi ölen. Yalnızım artık, nasıl yalnız yaşamışsam gamlı bir şahinken. Defterlerim dolu: Yaklaştım, erişemedim Sancının ortasında, huzur kutbuna teğet, varacağım noktaya doğru ilerlerken ondan uzaklaştım belki de. Yandı canım biricik olanı kendime ayırırken, gün geldi içimde biriken ağu çekti benden dışımda biriken uyumu: Karanlık, sinsi, delici bir çağda kırdım tek tek elimdeki kelimeleri. Herşey geçti sonra, ben kaldım -- bir de bende bana direnen doğrular ve yanlışlar: Hassas terazi, dik merdiven, birkaç bozuk kum saatı, dilini unuttuğum bir pusulayla gecelerimi paylaştığım o tuhaf hayvanlar: Akrep ve örümcek, semender ve şahin ve ebabil kuşları taş topluyorlardı. Doğaya baktıkça içimde dinlenen tufan insana baktıkça kabardı; seyrek ve acemiydi kaçışlarım, yüzümü döndüm nerede yakıcı bir hal görsem, duydum ağızdan kaçırılmış bir heceyi bile, bir tuzak kazıp içinde salıvermek için mutlak bir av bekledim. Böyle başladı ve sürdüydü önümdeki katışıksız yokuş: Sandım ve inandırdım belki, gönlümü ve aklımı dağlamamış hiçbir işarete oysa inanmadım. Hazırdım her an kurduğum çadırı söküp yolcu çıkmaya, kaldım burada: İğne ve ağ, ipek ve masal, sis ve köpük arası yazdım öykümü defterden deftere: Aradım bulamadım altın anlamı, ama farkettim altındaki anlamı -- uyanıp kan içinde bir gece, sivrilttim öteki ucu iyice Etrafımdaki nesneler cansız mı, kıpırtı dolu: Dokunsam kendi dillerine çevirecekler bende bildiklerini: Bu saatı ben durdurtmuştum, ben çıkartmıştım bu yüzüğü, bile bile kırdığım fanus ile bir başkasının kırdığı fanusu neden içiçe geçirmiştim? İşte masam, kurutma kağıdım, çocukluğumdan bu yana bana eşlik eden bir çift kemik zar. İşte duvardaki ölü resimler, yerdeki bu boz halı, başucumda yatağımın opalin bir lamba ve siyah deri kaplı derin defterler: Dokunuyorum ve dile geliyor yıldan yıla bu odaya sinen saf korku Biraz daha arınmış ışık gerek bana, biraz daha koyu bir mürekkep, biraz daha felç sağ elim ve parmakları için, biraz daha zaman ve bu zamandan geçmek: Birkaç soluk boyu belki, belki birkaç çağ için biraz daha cüret ve korku, Tılsım ve Trajedi gerek.
| | | |
|
|
Yorum
(0) ::
Yorum yaz! ::
Bağlantı
|
9/2/2008 - Derman İskender Över (1964 - .... )
|
Derman İskender Över (1964 - .... ) |
|
küçük İskender mahlasıyla tanınan Derman İskender Över, 28 Mayıs 1964 yılında İstanbul'da dünyaya geldi. Kabataş Erkek Lisesi'ni bitirdikten sonra İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ne girdi ve beş yıl eğitim gördü. Kendi arzusuyla bıraktığı tıp eğitimini takiben İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü'ne de üç yıl kadar devam etti. Ağır basan sanat hayatı onu akademik ortamdan kopartarak edebiyat ve sinemaya sürükledi.
'Marjinal şair' olarak tanınmaya başlaması 1985 yılıdır. Günümüze değin bunca yıllık süreye onlarca şiir ve özgür metin, bir günlük, üç roman, iki özel derleme, bir inceleme, bir antoloji olmak üzere birçok kitap sığdırdı. Kimi Avrupa ülkelerinde çıkan antolojilerde şiirleri basıldı. Kanada'da yayımlanan Descant adlı edebiyat dergisinin Türkiye özel sayısında, ABD'de ise Murat Nemet Nejat'ın 'eda' kavramında yoğunlaştığı Türk şairlerinden çeviri antolojisinde kendine yer buldu. 2000 yılında İtalya'da düzenlenen Avrupalı Genç Şairler Yarışması'nda (La Giovane Poesia D'europa Nel 1999) ilk ona girdi ve bu şairlerle birlikte kitaplaştırıldı. Yine aynı yıl içersinde uzun zamandır sinema dalındaki jürisinde de yer aldığı Orhon Murat Arıburnu Ödülleri'nde 'Bir Çift Siyah Deri Eldiven' adlı şiir kitabıyla birincilik alarak ödüllendirildi. İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Fotoğraf Bölümü master öğrencilerine 'Postmodernizmin Görsel Malzemeye Etkisi' üzerine bir seminer verdi. 2001 yılında Almanya'da, 2002'de de Hollanda'nın çeşitli şehirlerindeki etkinliklerde konuşmacı olarak ve şiir performanslarıyla yeraldı. 2003 yılında Berlin'de düzenlenen İlk Türkiyeli Eşcinseller Kongresi'nde bu konudaki dekleresini okudu. 2004'te Newyork'ta ve Kuzey Carolania'da üniversitelerde konuşma yaptı ve tek kişilik okuma gecelerine konuk oldu. Ayrıca Türkiye'de farklı üniversitelerde ve liselerde panellere, workshop'lara katıldı. 2005 ODTÜ Bahar Şenliği'nde ODTÜ Genç Yazarlar Topluluğu için bir açıkhava söyleşisine konuk olarak katıldı. Bir dönem seslendirme, senaristlik, radyo programcılığı, şiir matineleri de yapan küçük İskender, içlerinde 'Ağır Roman' ve 'O Şimdi Asker'in de bulunduğu beş filmde de oyuncu olarak rol aldı. Halen Varık, Adam Sanat, Yasak Meyve, Kaçak Yayın adlı dergiler ağırlıklı olmak üzere yazmaya ve kitaplaşmış eserlerini yayımlamaya devam etmektedir.
Kitap listesi
Şiir * Gözlerim Sığmıyor Yüzüme (1988 / Adam Yayınları) * Erotika (1991 / Adam Yayınları) * Yirmi5April (1994 / YKY) * Periler Ölürken Özür Diler (1994 / Gendaş) * Suzidilara (1996 / Adam Yayınları) * Güzel Annemin Hayal Gücü (Tek Baskılık Kitap) (1996 / Hera Şiir Kitaplığı) * Ciddiye Alındığım Kara Parçaları (1997 / YKY) * Papağana Silah Çekme! (1998 / Om Yayınları) * Alp Krizi (Tek Baskılık Kitap) (1999 / Çalıntı Yayınları) * Gözyaşlarım Nal Sesleri (1999 / Adam Yayınları) * Bir Çift Siyah Deri Eldiven (2000 / Adam Yayınları) * İpucu Bırakma Sanatı (2000 / Om Yayınları) * Bahname (2000 / Om Yayınları) * Klarnet (2001 / Om Yayınları) * Kahramanlar Ölü Doğar (2001 / Om Yayınları) * Çürük Et Deposu (2001 / Adam Yayınları) * Bir Nedeni Yok Yalnızca Öptüm (2002 / Om Yayınları) * Eski Kral Deposu (2002 / Adam Yayınları) * Siyah Beyaz Denizatları (Toplu Şiirler I) (2003 / Gendaş) * Barudî (Kürtçe Çeviri) (2003 / Piya) * Dicle ile Fırat (2004 / Gendaş) * Bir Daha Bana Benzeme Angel! (2004 / Varlık)
Serbest Metinler * Dedem Beni Korkuttu Hikâyeleri (1992 / Parantez) * İkizler Burcu Hikâyeleri (1993 / Parantez) * 666 (1994 / Gendaş) * The Kırmızı Başlıklı İstasyon Şefi (1996 / Parantez) * Belden Aşağı Aşk Hikâyeleri (1996 / Parantez) * Pop H'art (1997 / İnkılâp) * Balık Burcu Hikâyeleri (2000 / Parantez) * Made In Hell (2001 / İnkılâp) * Insectisid (2002 / Stüdyo İmge) * Necronomicon / Ölüm Kitabı (2004 / Turuncu Medya) * Burç Hikayeleri (2005 / Sel Yayıncılık)
Romanlar * Flu'es (1998 / Parantez) * Cehenneme Gitme Yöntemleri (1999 / Parantez) * Zatülcenp (2000 / İnkılâp)
Özel Derlemeler * Kanlı Lağım Fareleri'den küçük İskender'e (2001 / Stüdyo İmge) * Aşk Şiirleri Kolonisi (2004 / Everest)
İnceleme / Eleştiri * Şiirli Değnek (1995 / YKY) * Eflatun Sufleler (2002 / Gendaş) * Rimbaud'ya Akıl Notları (2004 / Alkım)
Günce * Cangüncem (1996 / Gendaş) | | | |
|
|
Yorum
(0) ::
Yorum yaz! ::
Bağlantı
|
9/2/2008 - Mehmet Emin Yurdakul (1869 - 1944)
|
Mehmet Emin Yurdakul (1869 - 1944) |
|
Türkçü düşünür M.Emin Yurdakul İstanbul'da doğdu. Babası Salih Reis, Anası Emine Katundur. Mütevazı bir ailenin çocuğudur. "Saray Mektebi" adlı sıbyan okulundan sonra, Beşiktaş Askeri Rüştiyesine girdi. Siyasal Bilgiler Fakültesine girmişse de bitirmeden ayrılmış, Babiali Sadaret Kalemine katip olara işe başladı. 1893'te Rüsmüat Evrak Müdürü oldu. Bu arada, Selanik'te "Asır, gazetesinde" "Cenge Doğru" şiiri yayınlanır. Bu şiir kendisine büyük ün kazandırır.
Daha sonra Erzurum'da, Hicaz'da Sivas'ta valilik yaptı. İstifa ederek İstanbul'a geldi.
Arkadaşlarıyla "Türk Yurdu" Dergisini çıkardı. Ve 1912 yılında Türk Ocağını kurdu. Ocağın ilk kurucu genel başkanı oldu. Bilahare Erzurum valiliğine getirildi. Musul'dan milletvekili seçildi. Milli Mücadeleye katıldı. Ankara'ya geldi. Şarkikarahisar, Urfa, İstanbul Milletvekillerinde bulundu, Milli Şair Unvanı verildi. Ocak 1944'te İstanbul'da öldü.
| | | |
|
|
Yorum
(0) ::
Yorum yaz! ::
Bağlantı
|
7/2/2008 - Ahmet Arif (1927 - 1991)
|
Ahmet Arif (1927 - 1991) |
|
Hasretinden Prangalar Eskittim adlı tek şiir kitabıyla çok geniş bir okur kitlesine ulaşan Ahmed Arif Ahmed Arif 21 Nisan 1927’de Diyarbakır’da doğdu, aynı kentte yaptığı ortaöğreniminden sonra Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü’ne girdi.
1950’den sonra siyasi görüşleri nedeniyle sık sık tutuklanıp uzun süreler cezaevinde yattığı için öğrenimi yarım kaldı. Ankara gazetelerinde teknik sekreterlik, düzeltmenlik gibi işlerde çalıştı. 1948-1954 arasında Yeryüzü, Beraber, Seçilmiş Hikayeler, Yeni Ufuklar, Kaynak dergilerinde yayımlandığı şiirlerden sonra uzun bir suskunluk dönemine girdi. İçinde 19 şiir bulunan Hasretinden Prangalar Eskittim 1968’de yayımlandı ve şiir kitaplarından görülmedik bir baskı sayısına ulaştı.
Ahmed Arif ilk şiirini Garip şiirinin baskın olduğu dönemde yayımladığı halde bu akımdan etkilenmedi. Nazım Hikmet’in açtığı yolda kendine özgü bir şiir oluşturdu.
Ahmet Arif 2 Haziran 1991'de Ankara’da öldü. | | | |
|
|
Yorum
(0) ::
Yorum yaz! ::
Bağlantı
|
7/2/2008 - Ahmet Muhip Dıranas (1909 - 1980)
|
Ahmet Muhip Dıranas (1909 - 1980) |
|
Cumhuriyet dönemi şairlerinden Dıranas, 1909 yılında Sinop'un Salı köyünde dünyaya geldi. Ortaöğrenimini Ankara Erkek Lisesi'nde tamamladı. Lisedeki edebiyat öğretmenleri Faruk Nafiz Çamlıbel ve Ahmet Hamdi Tanpınar, şiir sevgisinin gelişmesinde etkili oldular. Ankara Erkek Lisesi'ni bitirdikten sonra Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde çalıştı (1930-1935). Ankara Hukuk Fakültesi'ne iki yıl devam ettikten sonra İstanbul'a gitti, Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'ne girdi ve burayı bitirdi. Bu arada Güzel Sanatlar Akademisi'nde kütüphane memurluğu yaptı. Dolmabahçe Resim ve Heykel Müzesi resim yardımcılığında bulundu.
1938'de Ankara'ya döndü ve CHP Genel Merkezi'nde Halkevleri Kültür ve Sanat Yayınları'nı yönetti. Ağrı dolaylarında askerlik görevini yaptıktan sonra, Ankara'da Çocuk Esirgeme Kurumu Yayın Müdürü, Kurum Başkanı (1957-1960), daha sonra İş Bankası Yönetim Kurulu üyesi oldu. Devlet Tiyatrosu Edebî Kurul Başkanlığı, Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu üyeliği yaptı. Politikaya atılarak Zafer gazetesinde yazılar yazdı. Birkaç kez DP'den milletvekili adayı olduysa da seçilemedi. Yayımlanan ilk şiiri, "Ankara Lisesi’nden Muhip Atalay" imzasıyla Milli Mecmua'da çıkan "Bir Kadına" adlı şiirdir (15 Eylül 1926).
Hece şiirinin son kuşağı denilebilecek şairler arasında Ahmet Muhip Dıranas, çağcıl Batı şiirine (Baudelaire, Verlaine) en yakın, kendinden bir iki kuşak sonrası şairler üzerinde, az sayıda şiirle bile olsa, uzun süre etkili olan bir şairdir. O da hocası Tanpınar gibi az yazmış, seyrek yayımlamış, şiirlerini şiire başladıktan nerdeyse elli yıl sonra (1974) kitaplaştırmıştır. Gerek Fransız şiiri, gerekse kendinden önceki kuşaktan ustaları Ahmet Haşim ve Ahmet Hamdi Tanpınar'dan aldığı etkileri sanatına yedirerek özgün bir şiire ulaşmıştır. Hece ölçüsü sınırlarında kalarak ama durak ve vurgu yerlerini değiştirerek gelenekselde çağdaşlığı yakalayan, çağrışım gücü yüksek, yurdu, insanı ve doğası ile barışık, alışılmadık deyiş örgüsüyle unutulmaz şiirler yazdı. Şiirlerinde aşk, tabiat, ölüm, hatıralar, sığ olmayan bir anlatımla ve düşündürücü boyutlar içinde verilmiştir.
Ahmet Muhip Dıranas, 21 Haziran 1980 yılında Ankara’da öldü.
FAHRİYE ABLA Hava keskin bir kömür kokusuyla dolar, Kapanırdı daha gün batmadan kapılar. Bu, afyon ruhu gibi baygın mahalleden, Hayalimde tek çizgi bir sen kalmışsın, sen! Hülyasındaki geniş aydınlığa gülen Gözlerin, dişlerin ve ak pak gerdanınla Ne güzel komşumuzdun sen, Fahriye Abla!
Eviniz kutu gibi küçücük bir evdi, Sarmaşıklarla balkonu örtük bir evdi; Güneşin batmasına yakın saatlerde Yıkanırdı gölgesi kuytu bir derede. Yaz, kış yeşil bir saksı ıtır pencerede; Bahçende akasyalar açardı baharla. Ne şirin komşumuzdun sen, Fahriye Abla!
Önce upuzun, sonra kesik saçın vardı; Tenin buğdaysı, boyun bir başak kadardı. İçini gıcıklardı bütün erkeklerin Altın bileziklerle dolu bileklerin. Açılırdı rüzgârda kısa eteklerin; Açık saçık şarkılar söylerdin en fazla. Ne çapkın komşumuzdun sen, Fahriye Abla!
Gönül verdin derlerdi o delikanlıya, En sonunda varmışsın bir Erzincanlıya. Bilmem şimdi hâlâ bu ilk kocanda mısın, Hâlâ dağları karlı Erzincan’da mısın? Bırak, geçmiş günleri gönlüm hatırlasın; Hâtırada kalan şey değişmez zamanla, Ne vefalı komşumuzdun sen, Fahriye Abla! | | | |
|
|
Yorum
(0) ::
Yorum yaz! ::
Bağlantı
|
7/2/2008 - Ali Şir Nevai (1441 - 1501)
|
Ali Şir Nevai (1441 - 1501) |
|
1441'de Herat'ta doğdu. Babası Timur'un meliklerinden Sultan Ebu Said'in veziri Kiçkine Bahşi idi. Ali Şir Nevai'nin ilk eğitimini babası verdi. Daha sonraki eğitimine Horasan ve Semerkant'ta devam etti. Sultan Hüseyin Baykara ile okul arkadaşı idi. Hatta okurken aralarında kim devlet idaresine geçerse diğerini unutmamak üzere sözleşmişlerdi.
Sultan Hüseyin Baykara, Herat'ta yönetimin başına geçince sözleştikleri gibi Ali Şir Nevai'yi aradı. Onun Semerkant'ta olduğunu öğrendi ve Maveraünnehir Meliki Ahmet Mirza'ya bir mektup yazarak Ali Şir Nevai'yi kendisine göndermesini istedi. Ali Şir Nevai, Ahmet Mirza'nin adamları tarafından Herat'a götürüldü. Sultan Baykara onu önce mühürdar yaptı daha sonra vezirlik görevine tayin etti.
Görevi sırasında bol bol kitap okumak, ilim çevreleriyle sohbet etmek ve araştırma yapmak imkanı bulan Ali Şir Nevai, bir süre sonra yaptığı işten sıkılmaya başladı. İstifasını Hüseyin Baykara'ya sunduysa da kabul edilmedi. Aksine Esterabad Valiliği'ne tayin edildi. Ali Şir Nevai, valilik görevinde fazla durmadı ve 1490 yılında ayrıldı.
Valilik görevinden ayrıldıktan sonra bilim ve sanat konularında yoğunlaşan Ali Şir Nevai, 1501 yılında doğduğu şehir olan Herat'ta vefat etti.
Şiirlerini Türkçe ve Farsça yazan Ali Şir Nevai, Arapçayı da çok iyi öğrenmişti. Meşhur ilim adamlarından Molla Cami, onun şiir arkadaşlarındandır. Kaşgarlı Mahmut'tan sonra Türk diline en büyük hizmet eden kişi olarak tanınan Ali Şir Nevai, Muhakemet-ül Lügateyn adlı kitabında Türkçe ile Farsça'yı karşılaştırarak pek çok yerde Türkçe’nin üstünlüğünü savunmuştur. Nevai, bu kitabını Türkçe’yi bırakarak eserlerini Farsça verenlere ithafen yazmıştır. Ali Şir Nevai, Türkçe yazdığı şiirlerinde Nevai, Farsça yazdığı şiirlerinde ise Fani mahlaslarını kullanmıştır.
Ali Şir Nevai'nin dördü Türkçe, biri de Farsça olmak üzere beş ayrı divanı vardır. Türkçe divanlarının genel adı Hazain-ül Maani'dir. Türkçe divanlarını, Garaibü’s-Sağir, Nevadir-üş Şebab, Bedayi-ül Vasat ve Fevaidü’l- Kiber adları altında yazmıştır.
Beş mesnevisinden meydana gelen Hamse'si ile Türk edebiyatında ilk hamse yazan Ali Şir Nevai’nin divanlarından hariç 18 ayrı eseri daha vardır.
| | | |
|
|
Yorum
(0) ::
Yorum yaz! ::
Bağlantı
|
7/2/2008 - Tevfik Fikret (1867 - 1915)
|
Tevfik Fikret (1867 - 1915) |
|
24 Aralık 1867'de İstanbul'da doğan Tevfik Fikret'in asıl adı Mehmet Tevfik'tir. Çocuk yaşta annesinin ölümü, onu hayatı boyunca etkiledi. Ortaöğrenimini önce Mahmudiye Rüştiyesi'nde, sonra da Galatasaray Sultanisinde yaptı. Burada Recaizade Ekrem'in öğrencisi oldu. Duygulu kişiliği onu genç yaşlarda şiire yöneltti. 1888'de Galatasaray'ı bitirdikten sonra Hariciye Nezareti İstişare Odası'nda (Dışişleri Bakanlığı Enformasyon Dairesi), kâtip olarak göreve başladı. Yeterince çalışmadan para aldığı gerekçesiyle buradan ayrıldı.
Daha sonra tekrar çeşitli memurluklarda bulundu. Ek iş olarak Ticaret Mekteb-i Alisi'nde hat ve Fransızca öğretmenliği yaptı. 1891'de Mirsad Dergisi'nin açtığı şiir yarışmasında birinciliği kazanınca, edebiyat çevrelerinin dikkatini üstüne çekti. 1892'de Galatasaray Sultanisi'nin ilk bölümüne Türkçe öğretmeni atandı. 1894'te Hüseyin Kâzım Kadri ve Ali Ekrem Bolayır'la birlikte Malûmat Dergisi'ni çıkartmaya başladı. 1895'te hükümetin bütçede kısıntı yapma gerekçesiyle memur maaşlarının yüzde onunu kesmesine tepki olarak Galatasaray'daki görevinden istifa etti ve inzivaya çekildi.
1896'da, eski öğretmeni Recaizade Ekrem'in aracılığıyla Servet-i Fünun Dergisi'nin yazı işleri yönetmenliğine getirildi. Aynı yıl Robert Koleji'ne Türkçe öğretmeni olarak tayin edildi. Sultan Abdülhamid yönetimine muhalif olan Batıcılar, muhalefetlerinde uzun süre başarı sağlayamayınca bu durum onları toplumdan kaçış düşüncelerine sürükledi ve Tevfik Fikret’teki "inziva" düşüncesini daha da derinleşti. Bu düşünce, Servet-i Fünun yazarlarınca da benimseniyordu.
Bir ara hepsi birlikte Yeni Zelanda'ya gitmeyi, daha sonra Hüseyin Kâzım'ın Manisa'nın bir köyündeki çiftliğine yerleşmeyi düşündüler. Ama Fikret'in "Yeşil Yurt" şiirinde de açıkça görülen bu sıla ütopyası ve birlikte yaşama özlemi bir türlü gerçekleşmedi. Servet-i Fünuncular arasında görüş ayrılıkları başlamıştı. Bazıları dergiden ayrıldılar. Bir süre sonra Fikret de derginin sahibi ile anlaşamayarak yazı işleri yönetmeliğini bıraktı. Bütün zamanını Robert Koleji'nde geçirmeye başladı. 1901'de "inziva" düşüncesini gerçekleştirmek amacıyla Rumelihisarı'nda Robert Koleji'nin yanında, planlarını kendisinin çizdiği Aşiyan adlı evi yaptırmaya başladı.
Bugün Tevfik Fikret Müzesi olan Aşiyan, 1905'de tamamlandı. Fikret, eşi ve oğlu Haluk'la birlikte buraya yerleşti. Çok az insanla görüşüyordu. "Sis", "Sabah Olursa", "Bir Lahza-i Taahhur" bu dönemin ürünleridir. Bu arada babasının, arkasından da, kızkardeşinin hayatlarını kaybetmesi onu çok etkiledi. Bu döneminde, özgürlük getireceğine inandığı İttihat ve Terakki'yi destekliyordu. 1908'de de, II.Meşrutiyet'in ateşli savunucuları arasına katıldı. Meşrutiyet'ten sonra "inziva"sından çıktı, eski arkadaşlarıyla barışarak, Hüseyin Kâzım ve Hüseyin Cahid'le birlikte Tanin Gazetesi'ni kurdu. Ama, gazete İttihat ve Terakki'nin yayın organı durumuna getirilmek istenince buna karşı çıkıp, Hüseyin Cahid'le kavga ederek oradan da ayrıldı.
Yeni yönetimin önerdiği maarif nazırlığı görevini de geri çevirdi. Bu göreve getirilen Abdurrahman Şeref’in çağrısıyla, Galatasaray Sultanisi'nin müdürü oldu ve bir süre önce yanmış olan okulun onarımını üstlendi. Bu arada, toplantı salonunu mescitin üstüne yaptırdığı gerekçesiyle ağır eleştirilere uğradı. O günlerde 31 Mart Olayı patlak verdi. Fikret, olayı protesto amacıyla önce kendini okulun kapısına zincirle bağlattı, ertesi gün de istifa etti. Ancak öğrencilerin ve maarif nazırı Nail Bey'in ısrarlarıyla tam yetkili olarak göreve döndü. Ama sekiz ay sonra, yeni maarif nazırı Emrullah Efendi'yle anlaşamayarak bir daha dönmemek üzere Galatasaray'dan ayrıldı.
Darülmuallim ve Darülfünun'daki görevlerinden de istifa etti ve yeniden Aşiyan'a çekildi. Artık, İttihat ve Terakki İktidarı'na da muhalif olmuştu. 1912'de Meclis'in kapatılması üzerine, bu olayı Meclis'in 1878'de kapatılmasına benzeterek "Doksan Beşe Doğru" şiirini yazdı. Bunu "Han-ı Yağma", "Sancak- Şerif Huzurunda" gibi şiirler izledi. İttihat ve Terakki'nin fedailerince izlenmeye başlandı. Modern pedagoji ilkelerine uygun bir okul açmak, yeni bir edebiyat dergisi çıkartmak gibi tasarıları olduysa da bunları gerçekleştiremedi.
O günlerde, ağır şeker hastalığına yakalanmış olduğu anlaşıldı. 1914'te kolu şiştiği için bir ameliyat geçirdi. Tedaviye yanaşmaması sonucunda hastalığı iyice artarak ölümüne neden oldu. 19 Ağustos 1915'te İstanbul’da öldü.
| | | |
|
|
Yorum
(0) ::
Yorum yaz! ::
Bağlantı
|
7/2/2008 - Nef'i (1572 - 1635)
|
Nef'i (1572 - 1635) ******> |
|
Nef'i 1572 yılında Hasankale'de doğdu. Şirvanlı bir aileden gelen Mehmed Beyin oğlu Nef'i, medrese eğitimi gördü. Çağının edebiyat geleneğine uygun olarak İran ve Arap edebiyatını öğrendi. Özellikle Sadi ve Hafız gibi eski İran şairlerini inceledi. Sultan Birinci Ahmed zamanında İstanbul'a geldi. Kısa bir süre içinde edebiyat çevrelerinin ilgisini çekti. Özellikle Sultan Birinci Ahmed ve Sultan Dördüncü Murad tarafından tutuldu.
İstanbul ve Edirne'de görevlerde bulundu. Bir ara Nef'i'nin Sihamı Kaza adlı yergilerini okuyan Sultan Dördüncü Murad'ın, Beşiktaş sarayı yakınlarında, yanına yıldırım düşmesi üzerine şair Edirne'ye sürüldü. Orada Muradiye mütevelliği ile görevlendirildi. Sonra bağışlanarak İstanbul'a çağrıldı. Cizye muhasebeciliği görevine getirildi. Bir süre sonra yerdiği Bayram Paşa tarafından, 1635'de boğdurularak denize atıldı. Divan edebiyatında kaside, gazel, rubai, kıta gibi değişik türlerde şiir yazan Nef'i'nin en çok kaside alanında başarılı olduğu söylenebilir.
| | | |
|
|
Yorum
(0) ::
Yorum yaz! ::
Bağlantı
|
|
|