Anasayfa | Arsiv | Profilim | RSS | E-Mail
MENÜLER

 

2/4/2008 - …Yüz Temel Eser…

Kategori: Edebiyat
LİSE YÜZ (100) TEMEL ESER
TÜRK EDEBİYATI

1. M. Kemal Atatürk - Nutuk
2. Kutadgu Bilig’den Seçmeler
3. Dede Korkut Hikayeleri
4. Yunus Emre Divanı’ndan Seçmeler
5. Mevlana-Mesnevi’den Seçmeler
6. Nasreddin Hoca Fıkralarından Seçmeler
7. Divan Şiirinden Seçmeler
8. Halk Şiirinden Seçmeler
9. Evliya Çelebi - Seyahatnamesi’nden Seçmeler
10. Kerem ile Aslı
11. Samipaşazade Sezai - Sergüzeşt
12. Halit Ziya Uşaklıgil - Mai ve Siyah
13. Hüseyin Rahmi Gürpınar - Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç
14. Ahmet Rasim - Şehir Mektupları
15. Ahmet Hikmet Müftüoğlu - Çağlayanlar
16. Ömer Seyfettin - Hikayelerden Seçmeler
17. Mehmet Akif Ersoy - Safahat
18. Ahmet Haşim - Bize Göre
19. Yahya Kemal Beyatlı - Eğil Dağlar
20. Yahya Kemal Beyatlı - Kendi Gök Kubbemiz
21. Abdulhak Şinasi Hisar - Boğaziçi Mektupları
22. Ruşen Eşref Ünaydın - Diyorlar ki
23. Yakup Kadri Karaosmanoğlu - Kiralık Konak
24. Yakup Kadri Karaosmanoğlu - Yaban
25. Refik Halit Karay - Memleket Hikayeleri
26. Refik Halit Karay - Gurbet Hikayeleri
27. Halide Edib Adıvar - Sinekli Bakkal
28. Halide Edib Adıvar - Mor Salkımlı Ev
29. Reşat Nuri Güntekin - Anadolu Notları
30. Reşat Nuri Güntekin - Çalıkuşu
31. Falih Rıfkı Atay - Çankaya
32. Falih Rıfkı Atay - Zeytindağı
33. Faruk Nafız Çamlıbel - Han Duvarı
34. Nazım Hikmet - Memleketimden İnsan Manzaraları
35. Şevket Süreyya Aydemir - Suyu Arayan Adam
36. Memduh Şevket Esendal - Ayaşlı ile Kiracıları
37. Peyami Safa - Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
38. Peyami Safa - Fatih - Harbiye
39. Nihad Sami Banarlı - Türkçe’nin Sırları
40. Ahmet Hamdi Tanpınar - Beş Şehir
41. Ahmet Hamdi Tanpınar - Sahnenin Dışındakiler
42. Samiha Ayverdi - İbrahim Efendi Konağı
43. Necip Fazıl Kısakürek - Çile
44. Sabahattin Ali - Kuyucaklı Yusuf
45. Ahmet Kutsi Tecer - Şiirler
46. Ahmet Muhip Dıranas - Şiirler
47. Aşık Veysel - Dostlar Beni Hatırlasın
48. Orhan Veli - Bütün Şiirleri
49. Cahit Sıtkı Tarancı -Otuzbeş Yaş (Bütün Şirleri)
50. Kemal Tahir - Esir Şehrin İnsanları
51. Orhan Kemal - Eskicinin Oğulları
52. Sait Faik Abasıyanık - Kayıp Aranıyor
53. Sait Faik Abasıyanık - Hikayelerinden Seçmeler
54. Halikarnas Balıkçısı - Aganta Burina Burinata
55. Kemal Bilbaşar - Cemo
56. Samim Kocagöz - Kalpaklılar
57. Tarık Buğra - Küçük Ağa
58. Necati Cumalı - Tütün Zamanı
59. Rıfat Ilgaz - Karartma Geceleri
60. Orhan Hançerlioğlu - 7. Gün
61. Fakir Baykurt - Kaplumbağalar
62. Faik Baysal - Drina’da Son Gün
63. Abbas Sayar - Yılkı Atı
64. Haldun Taner - Hikayelerinden Seçmeler
65. Oğuz Atay - Bir Bilim Adamının Romanı
66. Aziz Nesin - Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz
67. Sabahattin Kudret Aksal - Gazoz Ağacı
68. Yusuf Atılgan - Anayurt Oteli
69. Cemil Meriç - -Bu Ülke
70. Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil - Gençlerle Başbaşa
71. Naki Tezel - Türk Masalları
72. Salah Birsel - Boğaziçi Şıngır Mıngır
73. Bahattin Özkişi - Sokakta

DÜNYA EDEBİYATI

74. Beydeba - Kelile ve Dimne
75. Eflatun - Devlet
76. Platon - Sokrates’ın Savunması
77. Sadi - Gülistan
78. Cervantes - Don Kişot
79. Balzac - Vadideki Zambak
80. Viktor Hugo - Sefiller
81. Goethe - Faust
82. Daniel Daefo - Robinson Crusoe
83. Dostoyevski - Suç ve Ceza
84. Gogol - Ölü Canlar
85. Turgenyev - Babalar ve Oğullar
86. Tolstoy - Savaş ve Barış
87. Gustav Flaubert - Madam Bovary
88. Charles Dickens - İki Şehrin Hikayesi
89. Knut Hamsun - Açlık
90. Jack London - Beyaz Diş
91. Rabindranath Tagore - Gora
92. Ernest Hemingway - Çanlar Kimin İçin Çalıyor
93. William Faulkner - Ses ve Öfke
94. İvo Andriç - Drina Köprüsü
95. Panait İstrati - Akdeniz
96. John Steinbeck - Fareler ve İnsanlar
97. M Selimoviç - Derviş ve Ölüm
98. Cengiz Dağcı - Onlar da İnsandı
99. Cengiz Aytmatov - Beyaz Gemi
100. Cengiz Aytmatov - Gün Olur Asra Bedel (Gün Uzar Yüzyıl Olur)


 
İLKÖĞRETİM YÜZ (100) TEMEL ESER
TÜRK EDEBİYATI


1.Dede Korkut Hikayeleri (İlköğretim İçin Uyarlama)
2.Mevlana’nın Mesnevisinden Seçme Hikayeler
(İlköğretim Çocukları İçin Seçme…)
3.Karagöz ile Hacivat
(İlköğretim İçin Seçme Hikayeler)
4.Vatan Yahut Silistre
(Namık Kemal)
5.Ömer’in Çocukluğu
(Muallim Naci)
6.Gulyabani
(Hüseyin Rahmi Gürpınar)
7.Şermin
(Tevfik Fikret)
8.Altın Işık
(Ziya Gökalp)
9.Yalnız Efe
(Ömer Seyrettin)
10. Çocuk Şiirleri
(İbrahim Alaaddin Gövsa)
11. Hep O Şarkı
(Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
12. Peri Kızı ile Çoban Hikayesi
(Orhan Seyfi Orhon)
13. Uluç Reis
(Halikarnas Balıkçısı-Cevat Şakir Kabaağaçlı)
14. Damla Damla
(Ruşen Eşref Ünaydın)
15. Bağrıyanık Ömer
(Mahmut Yesari)
16. Domaniç Dağlarının Yolcusu
(Şukufe Nihai)
17. Evvel Zaman İçinde
(Eflatun Cem Güney)
18. Cumhuriyet Öncesi Yazarlardan Çocuklara Hikayeler
(Mehmet Seyda)
19. Gururlu Peri
(Mehmet Seyda)
20. Akın
(Faruk Nafiz Çamlıbel)
21.Havaya Uçan At
(Peyami Safa)
22.Benim Küçük Dostlarım
(Halide Nusret Zorlutuna)
23.Sevdalı Bulut
(Nazım Hikmet)
24.Kuklacı
(Kemalettin Tuğcu)
25.Yer Altında Bir Şehir
(Kemalettin Tuğcu)
26.Arif Nihat Asya’dan Seçme Şiirler
(Arif Nihat Asya)
27.Sait Faik Abasıyanık’tan Seçme Hikayeler
28.Koçyiğit Köroğlu
(Ahmet Kutsi Tecer)
29.Az Gittik Uz Gittik
(Pertev Naili Boratav)
30.Aritmetik İyi Kuşlar Pekiyi
(Cemal Süreya)
31.Çocuklara Şiirler
(Vehbi Cem Aşkun)
32.87 Oğuz
(Rakım Çalapala)
33.Yonca Kız
(Kemal Bilbaşar)
34.Bitmeyen Gece
(Mithat Enç)
35.Halime Kaptan
(Rıfat Ilgaz)
36.Gümüş Kanat
(Cahit Uçuk)
37.Vatan Toprağı
(Mükerrem Kamil Su)
38.Barbaros Hayrettin Geliyor
(Feridun Fazıl Tülbentçi)
39.Eşref Saati
(Şevket Rado)
40.Nasreddin Hoca Hikayeleri
(Orhan Veli)
41.İnci’nin Maceraları
(Orhan Kemal)
42.Allı ile Fırfırı
(Oğuz Tansel)
43.Tiryaki Sözleri
(Cenap Şahabettin)
44.Keloğlan Masalları
(Tahir Alangu)
45.Billur Köşk Masalları
(Tahir Alangu)
46.Osmancık
(Tarık Buğra)
47.Balım Kız Dalım Oğul
(Ceyhun Atuf Kansu)
48.Falaka
(Ahmet Rasim)
49.Bir Gemi Yelken Açtı
(Ali Mümtaz Arolat)
50.Üç Minik Serçem
(Necati Cumalı)
51.Memleket Şiirleri Antolojisi
(Osman Atilla)
52.Ülkemin Efsaneleri
(İbrahim Zeki Burdurlu)
53.Anılarda Öyküler
(İbrahim Zeki Burdurlu)
54.Aldı Sözü Anadolu
(Mehmet Önder)
55.Göl Çocukları
(İbrahim Örs)
56.Miskinler Tekkesi
(Reşat Nuri Güntekin)
57.Tanrı Misafiri
(Reşat Nuri Güntekin)
58.Ötleğen Kuşu
(Halil Karagöz)
59.Arılar Ordusu
(Bekir Yıldız)
60.Yankılı Kayalar
(Yılmaz Boyunağa)
61.Yürekdede ile Padişah
(Cahit Zarifoğlu)
62.Serçe Kuş
(Cahit Zarifoğlu)
63.Bir Küçük Osmancık Vardı
(Hasan Nail Canat)

 

HAZIRLATILACAK ESERLER


64. Tekerlemeler
65. Türkçede Deyimler
66. Türk Atasözlerinden Seçmeler
67. Türk Bilmecelerinden Seçmeler
68. Türk Ninnilerinden Seçmeler
69. Türkülerden Seçmeler
70. Türk Manilerinden Seçmeler

 

DÜNYA EDEBİYATI


71. Küçük Prens
(A. de Exupery)
72.
Şeker PortakaIı
(Jose Mauro de Vasconcelos)
73.
0liver Twist (Charles Dickens)
74.
Alice Harikalar Ülkesinde (Lewis Carrol)
75. Gülliver’in Gezileri (Swift)
76.
Define Adası (Robert Louis Stevenson)
77. Robin Hood (Howard Pyle)
78. Tom Sawyer (Mark Twain)
79.
Ezop Masalları
80. Andersen Masalları I-II
81.
Üç Silahşörler (Alexander Dumas)
82.
La Fontaine’den Seçmeler (La Fontaine)
83. Pinokyo (Carlo Collodi)
84. 80 Günde Devr-i Alem (Jules Verne)
85.
İnci (John Steinbeck)
86. Beyaz Yele (Rene Guillot)
87. Peter Pan
(James Matthew Barrie)
88. Uçan Sınıf (Erich Kastner)
89. Yağmur Yağdıran Kedi (Marcel Ayme)
90. Ölümsüz Aile (Natalie Babbitt)
91.
Yaşlı Adam ve Deniz (Ernest Hemingway)
92. Mutlu Prens (Oscar Wilde)

93. Şamatalı Köy (Astrid Lindgren)
94.
Momo (Michael Ende)
95. Heidi (Johanna Styri)

96. İnsan Ne ile Yaşar (Leo Tolstoy)
97.
Sol Ayağım (Christy Brown)
98. Hikayeler (Anton Çehov)

99. Değirmenimden Mektuplar (Alfonse Daudet)
100. Pollyanna (Elaanor Porter)


 
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

26/3/2008 - Edebiyat Terimleri

Kategori: Edebiyat
Abstre: Bir kitabın özeti.

Acaib-i Seb'a-i Alem: Dünyanın Yedi Harikası. Piramitler/ Mısır, Asma Bahçeler/ Babil, Artemis Tapınağı/ Efes, Zeus Heykeli/ Olimpus, Mozeleum/ Bodrum, Fener/ ıskenderiye, Helyos heykeli/ Rodos.

Akrostiş: Mısra başlarının ilk harfleri yukarıdan aşağıya bir özel adı gösteren şiir.

Alegori: Bir duyguyu, düşünceyi, kavramı ya da varlığı, başka bir varlık yardımıyla sembolize edip gösterme sanatı.

Anagram: Harfdeş.

Anakiklik: tersinden okununca gene aynı anlamı veren söz ya da cümle.

Asonans: Yarım kafiye.

Barok: Aşırı derecede süslü sanat tutumu.

Biyografi: Bir insanın hayatını anlatan eser.

Burlesk: Kaba, aşırı ve bayağı komiklik.

Cinas: Yazılışı, söylenişi bir, anlamı ayrı olan iki sözcüğü birarada bulundurma sanatı.

Darb-ı Mesel: Atasözü

Didaktik: Amacı birşey öğretmek olan eser.

Egzistansiyalizm: Varoluşçuluk.

Ekspresyonizm: Dışavurumculuk.

Empresyonizm: ızlenimcilik.

Entimizm: ıçtencilik.

Epigrafi: yazıtları inceleyen bilim.

Epilog: Son deyiş.

Epizod: Bir hikayede, şiirde asıl olaya karışan ikinci derecede önemli bir olay.

Etimoloji: Kelimelerin hangi kökten geldiğini inceleyen bilim.

Fars: Komedinin, sanat yönü yoksul, kaba bir türü.

Fütürizm: Gelecekçilik.

Galat-ı Meşhur: yaygın yanlış.

Haile: Tragedya.

Hamaset: Kahramanlık.

Itnab: Gereksiz yere sözü uzatma.

İcaz: Az sözle çok şey anlatabilmek.

İntak: Hayvanları ya da cansız cisimleri konuşturma.

İroni: Tersini söyleyerek alay etme.

İstiare: ığretileme.

Kinaye: Bir sözün hem gerçek, hem de mecazi anlamıyla kullanılması.

Klasik: Eski Yunan ve Latin sanat ve edebiyatıyla ilgili.

Lirizm: ınsan duygularının çok etkili ve coşkun olarak anlatılması.

Martaval: Hıdırellez sabahı, mani küpünden, niyet edip mani çekerek, niyet sahibine okumak.

Mazmun: Anlam, kavram.

Mecaz: Bir sözün asıl anlamından başka bir anlamda kullanılması.

Nazire: Bir şairin, çok beğendiği başka birine ait bir şiiri model alarak yazdığı şiir.

Nesir: düz yazı.

Nihilizm: Hiççilik.

Pesimizm: Kötümserlik.

Pitoresk: ınsan aklında resim gibi bir hayal uyandırabilen söz ya da yazı.

Pragmatizm: Faydacılık.

Prolog: Öndeyiş.

Pürizm: Dilde arıcılık.

Salname: Yıllık.

Semantik: kelimelerin anlamlarını araştıran bilim.

Septisizm: şüphecilik.

Te'lif: Eser yazmak.

Teşbih: Benzetme sanatı.

Tevriye: Bir sözü iki anlamda kullanma sanatı.

Verizm: Doğruculuk.

Vodvil: Bir tür komedi.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

13/3/2008 - DİVAN EDEBİYATI SANATÇILARI

Kategori: Edebiyat

DİVAN EDEBİYATI SANATÇILARI

 

     13.yy’da Anadolu’da dini konularda yazan Sultan Velet Ahmet Fakih ve Şeyyad Hamza’yı görürüz.Bu yy’da din dışı konularda şiirler yazan ilk divan şairi olarak Hoca Dehhan-i görürüz.

 

HOCA DEHHANİ 

*13.yy’da yaşamıştır.Horasan Türklerindendir.

*İran edebiyatı etkisiyle din dışı şiirler yazdı.

*Divan edebiyatının ilk şairi olarak kabul edilir.

*Şiirlerinin en önemli teması aşktır.

*Farsa’ça bir Selçuk Sehnamesi yazdığı da söylenir.

 

 

SEYYİD NESİM (14.YY)

*14.yy’da tasavvuf alanında şiirler yazan Seyyid Nesim’i görürüz.

*Eserlerinde Azeri Türkçesini kullanmıştır.

*Dili oldukça sadedir.

*Şiirleri son derece liriktir

*Divanı vardır.Tuyuğları önemlidir.

 

 

AHMEDİ (14.YY)

*Din dışı şiirler yazmıştır.

*Şiirleri liriktir.

*İskendername adlı mesnevisi önemlidir.

 

 

 

     15’yy

     Anadolu dışın Ali Şiir Nevai Anadolu da ise Ahmed Paşa Necati Bey önemlidir.Süleyman Çelebi ise Vesiletün Necat isimli Mevlidini bu devirde yazmıştır.

 

 

ALİ ŞİR NEVAİ (1441-15019)

*Büyük bir devlet adamı ve büyük bir edebiyatçıdır.

*Türkçenin Farsça dan üstünlüğünü ortaya koymaya çalışmıştır.

*Muhakemet’ül Lügateyn adlı eserinde Türkçeyle Farsçayı karşılaştırarak Türkçenin daha üstün bir dil olduğunu söyler.

*Türk dil kurumunu kurmaya çalışmış ve bu amaçla şiirleri yazmıştır.

*Çağatay lehçesini kullanmıştı.

*5 Mesneviden meydana gelen hamse sahibidir.

*Düz yazıları da vardır.

*Eserleri:Mahzen’ül –Esrar (Sırlar Hazinesi) MantıkuıtTayr (Kuşların dili) İlk şairler tezkiresi olan Mecalisü’n-Nefais,Mizanül-Ezvan (Vezinlerin terazisi)

 

ŞEYHİ (1371-1431)

*Germiyanoğulları ve Osmanlı saraylarında bulunmuş devlet büyüklerine kasideler sunmuştur.

*Padişahtan aldığı tımarın verilmemesi üzerine hammameyi yazmıştır.İkinci Murat’a sunduğu söylenir.

*Harname dışında hüsrev ile şirin adlı mesnevisi vardır.

 

 

 

     16.yy

     Osmanlı devletinin siysi ve edebi olarak zirvede bulunduğu bir dönemdir.Bir çok ünlü şair yetişmiştir.

 

 

FUZULİ(1495-1431)  

*Divan edebiyatının en büyük şairidir.Kerbela’da yaşamıştır.Türbedarlık yapmış iyi bir eğitim görmüştür.

*Şiirlerin Azeri Türkçesi ile yazılmıştır,Dönemine göre dili sadedir.Gazel şairi olarak bilinir.

*Şiiri bir ilim işi olarak görür.İlimsiz şiiri temasız duvara benzetir.

*Şiirde tasavvuf önemlidir.

*Diğer önemli konu aşktır.

 

BAKİ (1521-1600)

*İyi bir Medrese eğitimi görmüş ve çeşitli medreselerde müderrislik yapmıştır.

*Şiirlerde tasavvufa yer vermiştir.

*Aşk,tabiat ve devrinin ihtişamı şiirlerinde yer alan başlıca konulardır.

*Gazel türünün tanınmış şairlerindendir

*Dili kullanmada başarılıdır.

*Ahenkli,akıcı,zevkli bir dili vardır.

*Söz sanatlarını başarıyla kullanır.

*Divanı var nesir türünde Fezail Mekke adlı eseri vardır.

*Divandaki kanuni mersiyesi önemlidir.

 

 

 

     17.yy

     Bu yy’ın iki önemli şairi Nefi ve Nabi’dir.

 

NEFİ (1582-1636)

*Padişahlara ve ileri gelenlere yazdığı kasideleri ve hicivleriyle tanınır. 

*Ölçüsüz birimidir.Övdüğünü göklere,kötülediğini yerin dibine sokar.

*Kasideleriyle tanınır.

*Dili süslü ve sanatlıdır.Dilini çok iyi kullanır.

*Hicivlerini sihamı kaza isimli eserinde toplar

 

NABİ (1642-1712)

*Şiir ile düşünceyi birleştiren şair olarak görülür.

*Şiirlerde hikametli sözlere atasöleri yer verilmiştir.

*Dili akıcıdır.

*Şiirlerde toplanan düzensizlikleri hayatın kişiyi kötülüklere götüren yönlerini göstermeye çalışmıştır.

*Hayriye,Hayrabat adlı iki didaktik mesnevisinin yanında Tüfetü,Haremyn ve Minşeat adlı kitapları da vardır.

 

 

 

     18.yy

     Divan edebiyatının son yy’dır.Bu yy’dan sonra büyük divan şairleri yetişmiştir.

 

NEDİM (1681-1730)

*Lale devrini yaşamış ve şiirlerinde yansıtmıştır.

*Şiirlerdeki zevk,sefa,eğlence,nükte,musiki bir aradadır.

*Şiirdeki inceliğe büyük önem verilir.

*Divan edebiyatının kuralları dışına çıkmıştır.Kendine özgü bir dil oluşturmuştur.

*Edebiyatımızda mahalleleşme cereyanı Nedim’le başlamıştır.

*İstanbul Türkçesini şiire getirmiştir.

*Şiirde İstanbulun Mesire yerlerini anlatır.

*Dini konulara hiç yer vermemiştir.

*Dili açık,yalın,ahenklidir

*Şarkı türünün önemli bir ismidir.

*Gazelleriyle ünlüdür divanı vardır.

*Divanda hece vezniyle yazılmış bir de türkü vardır.

 

ŞEYH GALİP (1757-1799)

*Divan edebiyatının son büyük şairidir.

*Süslü ve çeşitli söz sanatları ile yüklü,ağır bir dili vardır.

*Sebk-i Hindi adı verilen üslubun edebiyatımızdaki temsilcisidir.

*Düşünce ve tasvirlerdeki örülü yoğun bir hayal gücü vardır.

*Şiirlerinde musiki önemlidir.

*Eserleri:Divan ve Hüsni adlı iki aşk eseri vardır

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

8/3/2008 - Sınavlarda Kullanılmaya Uygun Edebiyat Soruları ve Çözümleri

Kategori: Edebiyat

01. “Türkçülük, Türk milletini yükseltmektir.” diyen sanatçı, “Türkçülüğün Esasları” adlı eseriyle  görüş ve düşüncelerini ortaya koymuştur.

Yukarıda tanıtılan sanatçı kimdir ?

( ZİYA GÖKALP )

 

 

 

02. Aşağıdaki eserlerden hangisi ait olduğu döneme göre farklıdır ? Bu eser kime aittir ? Neden )

İBİŞ’İN RÜYASI     GÜNLERİN GETİRDİĞİ     FAZİLET ECZANESİ     ŞIK     SİSLER BULVARI

( Farklı olan “ŞIK” tır ve bu eser Hüseyin Rahmi Gürpınar’a aittir. Çünkü Şık, Servet-i Fünûn döneminde yazılan bir eser olduğu halde, diğerleri Cumhuriyet döneminin birer eseridir.)

 

 

 

03. ”Bir yazısı yüzünden Bodrum’a sürülmüştür. Cezası affedilmesine rağmen Bodrum’dan ayrılmaz. Deniz hikâyeleriyle tanınır; denize hayranlıkla bağlıdır. Şiirsel, akıcı bir üslubu vardır.”

Yukarıda tanıtılan sanatçı kimdir ?

(Halikarnas Balıkçısı “Cevat Şakir Kabaağaçlı”)

 

 

 

04. Aşağıdaki eserlerden hangisi ait olduğu döneme göre farklıdır ? Bu eser kime aittir ? Neden ?

SUSUZ YAZ     SODOM VE GOMORE     BİR SÜRGÜN     EFRUZ BEY     YAPRAK DÖKÜMÜ

( Farklı olan “Susuz Yaz”dır; bu eser Necati Cumali’ye aittir; çünkü Susuz Yaz, Cumhuriyet dönemi eseri iken diğerleri Milli Edebiyat dönemi eseridir. )

 

 

 

05. Aşağıda verilen söz ve açıklamalarla hangi sanatçılarımız kastedilmektedir ?

       *** Bayrak şairi : ARİF NİHAT ASYA

       *** Türkçem benim ses bayrağım : FAZİL HÜSNÜ DAĞLARCA

       *** Evler şair : BEHÇET NECATİGİL

       *** Kaldırımlar şairi : NECİP FAZIL KISAKÜREK

       *** “Cingöz Recai” tiplemesiyle : PEYAMİ SAFA

       *** “Kirpi” takma adla yazdığı yazılarıyla : REFİK HALİT KARAY

       *** Bir insanı sevmekle başlar her şey : SAİT FAİK  ABASIYANIK

       *** Türkçem ağzımdaki annemin ak sütüdür : YAHYA KEMAL BEYATLI

       *** Gurbet şairi : KEMALETTİN KÂMİ KAMU

       *** Şair-i Âzâm : ABDÜLHAK HAMİT TARHAN

       *** Vatan şairi : NAMIK KEMÂL

       *** Tezatlar şairi : ABDÜLHAK HAMİT TARHAN

 

06. Aşağıdaki eserler kimlere aittir ?

ÇANKAYA          ÇAKIR’IN DESTANI         KURT KANUNU         ZİYA’YA MEKTUPLAR

F.RIFKI ATAY      FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA         KEMAL TAHİR        CAHİT SITKI TARANCI

 

SARNIÇ                TANRIDAĞI ZİYAFETİ                  HANDAN                  SÜRGÜN

SAİT FAİK ABASIYANIK           R.NURİ GÜNTEKİN            H. EDİP ADIVAR        REFİK HALİT KARAY

 

 

 

07. Aşağıdaki sanatçılardan biri, bir yönüyle diğerlerinden ayrılır. Bu sanatçı kimdir ? Neden ?

CEMAL SÜREYA     ORHAN VELİ     ECE AYHAN     TURGUT UYAR     SEZAİ KARAKOÇ

( Orhan Veli diğerlerinden ayrılır; çünkü Orhan Veli Garip ‘1. Yeni’, diğerleri de 2. Yeni şairlerindendir. )

08. “Kenan Hulûsi’nin bir öykücü olarak katıldığı edebiyat topluluğu nedir ?

( YEDE MEŞALECİLER )

 

 

 

09. Aşağıdaki sanatçılardan biri, bir yönüyle diğerlerinden ayrılır. Bu sanatçımız kimdir ? Neden ?

YAŞAR NABİ NAYIR                ENİS BEHİÇ KORYÜREK                ZİYA OSMAN SABA              CEVDET KUDRET SOLOK                             VASFİ MAHİR KOCATÜRK

( Enis Behiç Koryürek farklıdır; çünkü Enis Behiç Koryürek BEŞ HECECİ, diğerleri ise YEDİ MEŞALECİDİR. )

 

 

 

10. Aşağıdaki eserler türlerine göre ikişerli eşleştirildiğinde hangisi dışta kalır ? Neden ?

BİR ADAM YARATMAK               KENDİ GÖKKUBBEMİZ               ÇAMAŞIRCININ KIZI                        SİVAS YOLLARINDA               ESİR ŞEHRİN İNSANLARI

( Bir Adam Yaratmak dışta kalır; çünkü Bir Adam Yaratmak oyundur. Kendi Gökkubbemiz ile Sivas Yollarında şiir, Çamaşırcının Kızı ile Esir Şehrin İnsanları romandır. )

 

 

 

11. Aşağıdaki eserler türlerine göre ikişerli eşleştirildiğinde hangisi dışta kalır ? Neden ?

GECELERİM         BİR ACI HİKÂYE          ŞIPSEVDİ         BUGÜNÜN SARAYLISI         MASKE VE RUH

( Maske ve Ruh, dışarıda kalır; çünkü Gecelerim ile Bir Acı Hikâye anı, Şıpsevdi ve Bugünün Saraylısı roman, Maske ve Ruh ise oyundur. )

 

 

 

12. Aşağıdaki eserlerden bir sanatçısına göre diğerlerinden farklıdır. Farklı olan eser nedir? Eserler kimlere aittir ?

ŞİŞHANEYE YAĞMUR YAĞIYORDU          ON İKİYE BİR VAR          SERSEM KOCANIN KURNAZ KARISI     GÖZLERİMİ KAPARIM VAZİFEMİ YAPARIM               IV. MURAT

(  IV. MURAT    farklıdır. Eser Turan Oflazoğlu’nun; diğerleri de Haldun Taner’indir. )

 

 

 

13. Aşağıdaki eserleri sanatçılarına göre ikişerli eşleştirdiğimizde hangisi dışta kalır ? Eserler kimlere aittir ?

Müntehabat-ı Eşarım           Rüya           Âkif Bey          Harabat           Tahrib-i Harabat

(  Müntehabat-ı Eşarım farklıdır, Şinasi’nindir. Rüya ile Harabat Ziya Paşa’nın, Âkif Bey ile Tahrib- Harabat Namık Kemal’indir. )   

 

 

 

14. Aşağıdaki eserleri sanatçılarına göre ikişerli eşleştirdiğimizde hangisi dışta kalır ? Eserler kimlere aittir ?

Afife Anjelik          Finten          Macera-yı Aşk          Nağme-i Seher           Altın Işık

( Altın Işık farklıdır, eser Ziya Gökalp’indir. Afife Anjelik ile Nağme- i Seher R.Mahmut Ekrem’in, Fitnen ile Macera-yı Aşk A. Hamit Tarhan’ındır. )

 

 

 

 

15. Aşağıdaki eserleri türlerine  göre ikişerli eşleştirdiğimizde hangisi dışta kalır ? Neden ?

KIZIL ELMA       İLK DÜŞEN AK       KÜÇÜK ŞEYLER       PİYALE       İFFET

(İffet dışta kalır, çünkü  Kızıl Elma ile Piyale şiir, İlk Düşen Ak ile Küçük Şeyler hikâyedir. İffet ise bir romandır. )

 

 

 

16. Recaizade Mahmut Ekrem’in Zemzeme ile Takdir-i Elhân’daki eleştirilerine “Demdeme” ile hangi sanatçımız cevap vermiştir ?

( MUALLİM NÂCİ ) 

 

 

17. Servet-i Fünûn dönemi edebiyatının sona ermesinin nedeni neydi ?

( Hüseyin Cahit Yalçın’ın “Edebiyat ve Hukuk” adlı yazısının gerekçe gösterilmesiyle  dergi kapatılmış, böylece edebiyat topluluğu sona ermiştir. ?

      

 

18. “Tarık Buğra ‘Küçük Ağa’ romanında Kurtuluş Savaşı’na katılan Anadolu halkını yüceltici bir bakışla anlatır. Behçet Necatigil bizde ‘kabare’ türünün öncüsü olmuştur. Peyami Safa ‘Çankaya’ adlı eserinde Atatürk’le ilgili anılarını anlatmıştır. Haldun Taner şiirlerinde mitolojik unsurları bir arada kullanmış, şiirlerine gizemli bir hava katmıştır. Falih Rıfkı ise ‘Fatih-Harbiye’ adlı eserinde, Neriman ve Şinasi’nin şahsında Doğu-Batı meselesine değinmiştir.”

Yukarıdaki parçada yapılan yanlışları bulunuz.

( “kabare türünün öncüsü Behçet Necatigil değil Haldun Taner’dir. “Çankaya” Peyami Safa’nın değil Falih Rıfkı Atay’ındır. Mitolojik unsurların şiire yansıtılmasını sağlayan Haldun Taner değil Behçet Necatigil’dir. “Fatih-Harbiye” Falih Rıfkı’nın değil, Peyami safa’nındır. )

 

 

19. “Eserlerde ağırlıklı olarak ülke sorunları işlenmiş ve bu sorunlara çözümler üretilmiştir. Eserlerde kahramanların tahlilleri ve çevre  tasvirleri gerçekçidir. Sanatçılar bilinçli olarak Anadolu’ya açılmıştır. Vezinsiz, kafiyesiz  şiirler yazılmıştır. Sanatçılar, eserlerinde yalın bir dil kullanmışlardır.”

Yukarıdaki parçada Milli Edebiyat ile ilgili ne tür bir yanlışlık yapılmıştır. 

( “Vezinsiz, kafiyesiz  şiirler yazılmıştır.” İfadesi yanlıştır. )

 

 

20. “Milli Edebiyat dönemi yazarlarındandır. Güzel, akıcı, yalın bir dili ,her yaştan insanın rahatlıkla okuyabileceği bir üslubu vardır. Hikayelerini gözlemci bir anlayışla anlatmıştır. Önceleri Servet-i Fünun dergisinde sonra Tercüman-ı Hakikat gazetesinde çalışır. Öykü, tiyatro , anı, fıkra ve mizahi yazı tarzında  eserler vermiştir. “Memleket Hikayeleri” ve  “Gurbet Hikayeleri” yazarın tanınmasını sağlamıştır.”

Yukarıdaki parçada tanıtılan sanatçımız kimdir ?

( Refik Halit Karay )

 

 

21 “Atatürk devrimlerinin savunuculuğu yapılır ve bu devrimler yaygınlaştırılmaya çalışılır. Tabiat tasvirleri gerçeklikten uzak ve sübjektiftir. Şiirlerde genellikle hece vezni kullanılır. 1930’a kadar Milli Edebiyat çizgisinde gelişir. Bu tarihten sonra toplumcu – gerçekçi bir çizgiye yönelir. Anadolu insanının sorunları eserlerde işlenir.”

Yukarıdaki parçada Cumhuriyet dönemi edebiyatı ile ilgili yapılan yanlış nedir ?

( “Tabiat tasvirleri gerçeklikten uzak ve sübjektiftir. “ açıklaması, Cumhuriyet dönemi edebiyatı ile ilgili değildir. )

 

 

 

22. Esin kaynağı olarak Batı’yı almışlardır. Ölçü, uyak ve sanatlı söyleyiş gibi gelenekleri tümüyle reddetmişlerdir. Gülmece ve ince yergi şiirin temel öğesi  olmuştur. Konuşma dilinden ayrı bir dil kullanmışlardır.

Sürrealizm akımından etkilenmişlerdir. “

Yukarıdaki parçada yapılan açıklamalardan hangisi Garip akımı ile ilgili değildir ?

( “Konuşma dilinden ayrı bir dil kullanmışlardır.” Açıklaması Garip akımı ile ilgili değildir. )

 

 

 

23. “Kırgızistan Türk edebiyatının dünyaca tanınmış yazarıdır. Dünyada en çok okunan romancılar arasında yer alır. Eserlerinde doğa, aşk ve vatan sevgisi geniş yer tutar. İlhamını Manas ve diğer Kırgız destanlarından ve efsanelerinden alır. “Cemile” adlı romanı dünyada bütün zamanların en çok okunan aşk romanı seçilmiştir. Sanatçıya Sovyetler Birliği’nde en değerli edebiyat ödülü sayılan  Lenin Ödülü verilmiştir.” 

Yukarıda sözü edilen sanatçı kimdir ?

( Cengiz Aytmatov )

 

24. “Servet-i Fünun edebiyatına karşı bir tepki olarak doğmuştur. Görünümü, eşyayı, insanı  gerçeküstücülerden daha da  aşırıya giderek soyutlamışlardır. Söyleyişe anlamdan daha fazla önem vermişlerdir.

Şiirde felsefi yaklaşımlara yer verilmemiştir. Ölçü, kafiye ve biçim unsurlarıyla ahenk sağlamak  yerine musiki ve anlatım zenginliği ön plana  çıkarılmalıdır.”

Yukarıdaki açıklamalardan hangisi İkinci Yeniler için söylenemez ?

 ( “Servet-i Fünun edebiyatına karşı bir tepki olarak doğmuştur.” açıklaması İkinci Yeniler için söylenemez. )

 

 

25. “Attila İlhan’ın öncülüğünü yaptığı bir akımdır. Garip şiir akımının tersine şiirde sanatlı ve şairane bir söyleyişi benimsemişlerdir. Bu akım adını Attila İlhan’ın çıkardığı bir dergiden almıştır.”

Yukarıda sözü edilen edebi topluluğun adını yazınız.

( Maviciler )

 

 

26. I. Yedi Meşaleciler, Verlaine, Mallerme, Baudelaire gibi  Fransız şairlerini önek almıştır. II. Yedi meşaleciler, hece ölçüsünü kullanmışlar; ancak şiirimize biçim bakımından bir yenilik getirememişlerdir. III.   Garip şiiri temsilcileri , konuşma dilinin  doğallığından yararlanmışlardır. IV.  İkinci Yeniler, ahlak, erdem, dürüstlük gibi konuları  topluma benimsetmek için şiiri bir araç olarak  görmüşlerdir. V.   Cumhuriyet döneminde aruz tümüyle bırakılmış, halk şiiri biçimleri ve serbest şiir yaygınlaşmıştır. “

Yukarıda numaralandırılmış cümlelerin hangisinde bir bilgi yanlışlığı yapılmıştır?

( IV. Maddede bir bilgi yanlışlığı vardır. )

 

 

 

27. I. Batı etkisinde gelişen bir edebiyattır. II. Roman, öykü, tiyatro, ve gazete yazıları gibi türlerin ilk örnekleri bu dönemde verilmiştir. III. Sanatçılar, bu dönemde vatan, ulus, hürriyet gibi toplumsal kavramlara eserlerinde yer vermiştir. IV. Bu dönemdeki şiirler,biçim olarak yenidir; ancak içerik olarak Divan edebiyatı şiirinin özelliklerini taşır. V. Birinci dönem sanatçıları toplumsal konuları işlemiştir.”

Yukarıdaki parçada Tanzimat dönemi edebiyatı ile ilgili açıklamalardan hangisi yanlıştır ?

( “IV”  numaralı açıklama  yanlıştır. )

 

 

28. “Eski edebiyat alışkanlığına hak, adalet, hürriyet vb. siyasal ve sosyal düşünce kavramları getirerek  eski şekille yeni öze ulaşmıştır. “Şiir ve İnşa” makalesiyle halk dili ve şiirini savunmuş, Tanzimat yazarlarının ortak ülküsüne katılmış ve istibdada karşı savaşmıştır.” 

Bu parçada tanıtılan sanatçımız kimdir ?

( Ziya Paşa )

 

 

29. Aşağıdaki eserler kimindir ?

YARIN DİYE BİR ŞEY YOKTUR     KİMSECİK     ADAMIN BİRİ      KAPALI ÇARŞI          HUZUR

  (TARIK BUĞRA          YAŞAR KEMAL   CAHİT KÜLEBİ   BEHÇET NECATİGİL  A.H.TANPINAR

 

 

30. Aşağıdaki eserleri türlerine  göre ikişerli eşleştirdiğimizde hangisi dışta kalır ? Neden ?

MEZARDAN SESLER            BAHAR VE KELEBEKLER                      MOR SALKIMLI EV           ERENLERİN BAĞINDAN                      LÜZUMSUZ ADAM

( Mezardan Sesler ile Erenlerin Bağından mensur şiir, Bahar ve Kelebekler ile Lüzumsuz Adam öyküdür. Anı türünde olan Mor Salkımlı Ev dışarıda kalır. )

 

 

31. Aşağıdaki sanatçılardan biri, bir yönüyle diğerlerinden farklıdır. Farklı olan sanatçı kimdir ? Neden ?

YUSUF ZİYA ORTAÇ                 MELİH CEVDET ANDAY               ENİS BEHİÇ KORYÜREK                 HALİT FAHRİ OZANSOY                  ORHAN SEYFİ ORHON

(M. C. Anday farklıdır; çünkü M. Cevdet “Garip”çidir; diğerleri de “Beş Hececiler” dendir.)

 

32. “Bingöl Çobanları” adlı pastoral şiiri ile tanınan şairimiz kimdir ?

(Kemâlettin Kâmi Kamu )

 

 

33. “Üç İstanbul” adlı romanı ile “İstibdat” , ”İttihat ve Terakki” ve “Mütareke”   dönemlerinin İstanbul’unu anlatan sanatçımız kimdir ?

( Mithat Cemal Kuntay )

 

 

 

34. Aşağıdaki sanatçılardan hangisi “Toplusal Gerçekçiler” içinde yer almaz )

YAŞAR KEMÂL        MEHMET ÇINARLI      KEMÂL TÂHİR    ORHAN KEMÂL     FAKİR BAYKURT

( Mehmet Çınarlı )

 

 

35. “Şehir Mektupları, Falaka, Eşkâl-i Zaman, Gülüp Ağladıklarım, Muharrir Bu Ya “adlı eserlerle tanınan sanatçımız kimdir ?

( Ahmet Rasim )

 

 

 

36. Aşağıdaki sanatçılardan hangisi ait olduğu döneme göre farklıdır ? Neden ?

Attila İlhan       Cemal Süreya       Edip Cansever       Ece Ayhan       Ülkü Tamer

( Attila İlhan farklıdır; çünkü A. İlhan Mavici, diğerleri de İkinci Yenicidir )

 

 

 

37. “Yazar bu romanda toplumdaki çalkantıları, devrimlere karşı çıkan tutucuları anlatır. Softaların dini nasıl bir sömürü aracı olarak kullandıklarını ortaya koyar. Eserin kahramanı, Şahin Bey’dir. “

Yukarıda sözü edilen eser nedir, yazarı kimdir ?

( Yeşil Gece, Reşat Nuri Güntekin )

 

 

 

38. “Fahriye Abla, Seranad, Olvido gibi tanınmış şiirleri olan sanatçımız kimdir ?                (Ahmet Muhip Dıranas )

 

 

39. “Atatürk Kurtuluş Savaşı’nda” adlı eserindeki şiirleri bestelenerek “Atatürk Orotoryosu”  haline getirilen sanatçımız kimdir ?

( Cahit Külebi )

 

 

40. Şiirlerinde “ev-aile-yakın çevre” üçgenindeki bir dünyayı anlatan sanatçımız kimdir ?

( Behçet Necatigil )

 

 

41. “Şiir duygudan çok akla dayanmalı, duyarlığın ürünü olan ‘şairânelik’ ten arındırılmalıdır. Şiiri; resim müzik gibi sanatlardan yararlanmamalıdır.” diyen edebiyat topluluğu nedir ?

( Garip akımı, I. Yeniler )

 

 

42. İlkelerini  “samimilik, canlılık ve devamlı yenilik”  diye açıklayan edebiyat topluluğunun adı nedir ?

( Yede Meşaleciler )

 

43. İlk olarak “Soytarının Kızı” adıyla İngilizce yayınlanan eser nedir, yazarı kimdir ?

( Sinekli Bakkal – Halide Edip Adıvar )

 

45. Anadolu’ya müfettiş olarak gezerken oluşun gözlem ve incelemelerini  “Anadolu Notları” olarak kitaplaştıran yazarımız kimdir ?

(REŞAT NURİ GÜNTEKİN )

46. Yakup Kadri; ……………………….. ‘da Bektaşi tekkelerindeki hayatı ve tekkelerin toplumda yol açtığı çöküntüleri; ……………………… ‘de ise I. Dünya Savaşı sonrasında İstanbul’un işgal edildiği dönemde belli bir kesimin yaşantısını, ahlâk bozukluklarını anlatmıştır.”

Yukarıda boş bırakılan yerlere sırasıyla Yakup Kadri’nin hangi eserleri getirilmelidir?

( Nur Baba – Sodom ve Gomore )

 

47. ”Onların şiirleri  kısa dizelerle örülüydü, öyle ki çoğu 15 – 20 sözcükle kurulmuştu. Çoğu, yüksek sesle okumaya olanak vermiyordu.Gülmece ve yergi önemli  öğe durumuna  gelmişti. Şairler  imge  ve  lirizm  öğelerini kullanmaktan özellikle kaçınıyorlardı.Onların şiirleri,yaşamak için çalışmaya gereksinimi  olmayan egemen sınıfların beğenisinden uzak,halkın beğenisine açık şiirlerdi.”

Yukarıda sözü edilen edebiyatçılar kimlerdir ?

( İkinci Yeniler )

 

48. “Yazar, romanında, medreselerin iç yüzünü çok iyi bilen ve medreselerin kapatılarak yerine yeni okulların açılması gerektiğine inanan Şahin’in medreselilerle savaşımını anlatmaktadır. Yazara göre ilim ve nur denilen şey sisli bir ışığa benzer. Bu ışığın hemen sonrasında yine gece vardır.”

Verilen metinde hangi romandan bahsedilmektedir? Yazarı kimdir ?

(YEŞİL GECE, REŞAT NURİ GÜNTEKİN)

 

 

49. “Ağaç” ve “Büyük Doğu” dergilerini yayımlamıştır. Şiirlerinde insanın evrendeki  yerini  madde ve ruh meselelerini insanın iç dünyasına ait çeşitli yönleri, gizli duyguları işlemiştir. “His” ve “fikir”i şiiri oluşturan iki unsur olarak kabul eder. Şiirlerinde sağlam bir dil ve üslûp ile kuvvetli lirizm, başarılı bir teknik hemen göze çarpar. Şiirleri “Çile” adlı kitapta toplanmıştır. Roman ve tiyatro türünde  de eserleri vardır.”

Yukarıda edebî kişiliği verilen edebiyatçımız kimdir?

(NECİP FAZIL KISAKÜREK)

 

 

50. I ) Garipçiler şiirde şekil unsurlarına karşı çıkmışlardır .  II ) Peyami Safa edebiyatımızda  psikolojik tahlillerin  ağır  bastığı  romanlarıyla  tanınmıştır.   III ) Fazıl  Hüsnü  Dağlarca,  şiirde  sürekli  yenilikten    yanadır.  IV )  Memduh  Şevket  Esendal  edebiyatımızda olay   anlatan  öyküleri  ile  ün   kazanmıştır. V ) “Yaban”  romanında  halkla  aydın  arasındaki kopukluk  anlatılır. “

Yukarıda verilenlerden hangisi yanlıştır ? Neden ?

(IV NUMARALI YANLIŞTIR. ÇÜNKÜ; MŞE OLAY DEĞİL DURUM HİKÂYECİSİDİR.)

 

 

51. ”Eserlerinde ölüm korkusu, yaşama sevinci ve gençliğini yeniden yaşama isteğini sıkça işler. Şiirlerinin bir kısmını ‘Ömrümde Sükut, Düşten Güzel’ adlı kitaplarda  toplamıştır. “

Yukarıda tanıtılan sanatçımız kimdir ?

(CAHİT SITKI TARANCI)

 

 

52. I ) Servet-i Fünûn’un hazırlayıcıları olmaları, II ) Yanlış Batılılaşma konularını işlemeleri, III ) Sanat toplum içindir anlayışını benimsemeleri,  IV ) Roman ve öykünün yanında şiir türünde de  yapıtlar  vermeleri,  V ) Roman ve öykülerinde romantizmin etkisinde kalmaları. “

Ahmet Mithat Efendi ile Recâizâde Mahmut Ekrem’in ortak özelliği yukarıdakilerden hangisidir ?

(II NUMARALI AÇIKLAMA, ORTAK ÖZELLİKTİR)

 

 

 

53. I ) Her şeyden önce şiirde sade ve özentisiz olmaya özen gösterdiler.  II ) Ziya Gökalp’in, edebiyat dilinin konuşma dili olması gerektiği yolundaki görüşünü benimsediler. III ) Şiirlerini hece vezniyle oluştururlar ve nazım birimi olarak dörtlüğün dışında bir anlayışa da yönelirler.   IV ) Halk şiiri özelliklerine bağlı kalmış gibi görünseler de yerel özelliklerin dışına çıkarlar.    V ) Anadolu’ya açılarak şiirin alanını  genişletmişlerdir.”

Yukarıdaki  cümlelerin  hangisinde  “Beş Hececiler”  topluluğuyla  ilgili  bir  bilgi  yanlışlığı yapılmıştır ?

(IV NUMARALI AÇIKLAMADA YANLIŞLIK YAPILMIŞTIR)

 

 

 

54. I ) Günlük konuşma dilinin doğallığından yararlanmak,    II ) Günlük hayatın, küçük adamın sorunlarını dile getirmek,   III ) Yaşama sevincini ve yaşama hakkını işlemek. “

Yukarıda belirtilen şiir anlayışı, hangi edebiyat topluluğuna ait olabilir ?

 

(I. YENİLER / GARİPÇİLER)

 

 

 

55. “İlk Türkçü ve milliyetçi şairlerimizdendir. Milli Edebiyat Hareketi’nden önce yalın dil ve hece ölçüsüyle şiirler söyleyerek Anadolu halkının acılarını dile getirmiştir. Şiirleri “manzum nesir”  diyebileceğimiz özellikler taşır. Toplumcu bir anlayışla yazdığı şiirleri sanat değeri taşımaz. “

Bu parçada tanıtılan sanatçımız kimdir ?

(MEHMET EMİN YURDAKUL)

 

 

 

56. Dil, sanat ve edebiyat üzerindeki uyarıcı yazılarıyla Cumhuriyet sonrası edebiyatımızda yol gösterici görevini üstlenmiş; düz yazıda devrik cümlenin gerekliliğini savunmuş bir yazarımızdır. Türk edebiyatında modern  anlamda  deneme türünde ilk yazar ve eleştirmendir. Okuruma Mektuplar, eserleri  arasında  yer alır. “

Bu parçada tanıtılan sanatçımız kimdir ?

(NURULLAH ATAÇ)

 

 

 

57. ”Manzum öykünün en güzel örneklerini vermiştir. Şiirlerinde dini lirizm görülür. Şiirlerini yedi ayrı bölümle bir yapıtta birleştirmiştir. Resimle edebiyatı birleştiren realist betimleme gücüyle yaşam görüşünü anlatır. “

Yukarıda sözü edilen şair kimdir, eseri nedir ?

(MEHMET ÂKİF ERSOY – SAFAHAT)

 

 

 

58. Cumhuriyet  dönemi  röportaj ve roman yazarlarındandır. Önceleri edebiyat dergilerinde  yayımladığı şiirlerle ilgi çekti. Çukurova ve daha başka yurt bölgelerinde yaptığı röportajlarla tanındı. Sonraları  gözlem gücünü büyük bir başarıyla uyguladığı, toplum sorunlarını, insan ilişkilerini konu edinen  hikâyeler, romanlar yazdı. Tanyeri Horozları, Karıncanın Su İçtiği, Fırat Suyu Kan Akıyor son romanlarındandır.”

Yukarıda sözü edilen yazarımız kimdir ?

(YAŞAR KEMAL)

 

 

59. Garipçilere tepki olarak ortaya çıkmıştır. Milli,manevi değerlere dayalı bir şiir anlayışı ortaya koymuşlardır. Şiirde ölçü ve uyak gibi öğeleri önemseyen, aşk, doğa ve yurt sevgisi temalarını işleyen bu  topluluğun önemli sanatçıları arasında Mehmet Çınarlı, İlhan Geçer sayılabilir. “

Yukarıda sözü edilen edebiyat topluluğun adı nedir ?

(HİSARCILAR)

 

 

 

60. ”Sokağın romancısı diye tanınır. Doğalcılığın etkisinde kalan roman ve öyküleri vardır. Toplumun çeşitli sınıfındaki tipleri büyük bir ustalıkla yansıtır. Kahramanlarını kendi ağızlarıyla konuşturur. Boş inançlara, Batılılaşma özentisine, gülmece yoluyla karşı çıkar.”

Yukarıda sözü edilen yazarımız kimdir ?

(HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR)

 

 

61. ”Sanat, estetik, resim, felsefe konularında eserleri olan sana

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

7/3/2008 - Edebiyatımızda ilkler,bilinmeyenler

Kategori: Edebiyat

Edebiyatımızda noktalama işaretini, ilk kez Şinasi 'Şair Evlenmesi'nde kullanmıştır.
Edebiyatımızda ilk çeviri roman, Kamil Paşa'nın yaptığı Telemak'tır.
Edebiyatımızda ilk roman,Taaşşuk-u Talat-ı Fitnat'tır.
Edebiyatımızda ilk köy romanı,Nabizade Nazım'ın "Karabibik"adlı eseridir.
Edebiyatımızdaki ilk realist romancı Recaizade Mahmut Ekrem'dir.
Edebiyatımızdaki ilk realist roman Araba Sevdası'dır yazarı Recaizade Mahmut Ekrem'dir.
Edebiyatımızda ilk edebi roman,Namık Kemal'in "İntibah"adlı eseridir.
Edebiyatımızda ilk psikolojik roman,Eylül'dür(Mehmet Rauf)
Edebiyatımızda ilk tarihi roman,Namık Kemal'in "Cezmi"adlı eseridir.
Edebiyatımızda ilk kadın romancı Fatma Aliye'dir.
Edebiyatımızda ilk makaleyi Şinasi yazmıştır.(Tercüman-ı Ahval Mukaddimesi)
İlk tiyatro Şinasi'nin Şair Evlenmesi'dir.
Edebiyatımızdaki ilk pastoral şiir A.Hamit Tarhan'ın Sahra adlı şiiridir.
Edebiyatımızdaki ilk psikolojik roman denemesi Nabizade Nazım'ın Zehra adlı eseridir.
Edebiyatımızda çoçuklar üzerine yazılmış ilk eserler Nabi'nin Hayriye'si ve Sümbülzade Vehbi'nin Lütfiye'sidir.
Edebiyatımızdaki ilk eleştirmen Namık Kemal'dir.

İlk çoçuk yayınımız ise Eftal ve Mümeyyizdir.(1869)
Türk Edebiyatı'nda bilinen ilk çocuk gazetesi Çocuklar İçin Mümeyyiz'dir.
Aşık Veysel ilk olarak A.Kutsi Tecer tarafından Türk halkına tanıtılmıştır.
Hazine-i Evrak ilk edebiyat dergimizdir.
Türk Edebiyatı'nda iç monolok tarzı yazılmış ilk roman Bir Düğün Gecesi'dir.( A.Ağaoğlu)
Türk Edebiyatı'nda yayınlanmış ilk öykü kitabı Emin Nihat Tarlan'ın Müsameratname'dir.(1872)
Türk Edebiyatı'nda mensur şiir yazımı ilk defa Halit Ziya ile başlar.
Türk Edebiyatı'nda post-modern tarzda eser veren ilk yazarımız Oğuz Atay'dır.(Tutunamayanlar)
Türk Edebiyatı'nda batıdan yapılan ilk fabl çevirisi Şinasi tarafından yapılmıştır.
Türk Edebiyatı'nda yazıya geçirilen ilk masallar Billur Köşk Masalları'dır.
Türk masalları ilk defa yurt dışnda 16.Lui döneminde Fransa'da yayınlanmıştır.
Türk masallarını ilk defa derleyen İ.Kunoş adlı Macar bilim adamıdır.
Divan Edebiyatı'nın ilk şairi Hoca Dehhani, son şairi ise Şeyh Galip'dir.
İlk yerli çizgi roman, Türk Kahramanı Köroğlu'dur.(1953)
Ülkemizde ilk çocuk çizgi roman türü Kara Maske'dir.(1943)
Dünyada ilk özgün çizgi roman New Fund'dur.(1935)
Dünyada ilk özgün çizgi macera hikayesi Dick Tracy'dir.(Chester Gould)
Dünyada ilk kez resimle yazıyı birleştiren,konuşma balonları hazırlayan ressam William Hogarth'tır.(1697-1908)
Beyanname ile yayın hayatına giren ilk edebiyat topluluğu Fecr-i Ati'dir.
Cumhuriyet sonrası ilk beyanname yayınlayan edebi topluluk Yedi Meşaleciler'dir.
Yahya Kemal bütün şiirlerini aruzla yazmıştır ,yalnız Ok şiiri hece vezni ile yazmıştır.
Kutatgu Bilik ilk Türk dünyası ansiklopedisisidir.
İlk yerli çizgi roman Türk Kahramanı Köroğlu'dur.
Ülkemizdeki ilk çocuk çizgi roman türü Kara Maske'dir.
Batılı tekniğe uygun ilk ilk roman Aşk-ı Memnu'dur.
Aruzla yazılan ilk manzum tiyatro eseri Eşber'dir.(A.Hamit Tarhan )
Heceyle yazılan ilk manzum tiyatro eseri Binnaz'dır.(Y.Ziya Ortaç)
İlk bibliyoğrafya Keşfiz-Zünun'dur.(K.Çelebi)
İlk hatıra kitabı Babürname'dir.(Babürşah)
İlk hamse yazarı Ali Şir Nevai'dir.
Edebiyatımızdaki ilk antoloji Harabat'tır.(Z.Paşa)
Edebiyatımızdaki ilk atasözleri kitabı Durub-ı Emsal-i Osmaniye'dir.(Şinasi)
İlk mizah dergisi Diyojen'dir.(Teodor Kasap)
Edebiyatımızdaki ilk hikaya kitabı Letafet-i Rivayet'tir.(A.Mithat)
Basılan ilk küçük hikaye kitabı Küçük Şeyler'dir.(S.Sezai,ilk gerçekçi hikaye)
Edebiyatımızdaki ilk fıkra yazarı Ahmet Rasim'dir.
Bilinen ilk Türk yazarı Yollug Tigin'dir.
İlk siyasetname eseri Kutadgu Bilig'tir.
İlk mensur şiir yazarı R.Mahmut Ekrem'dir.
İlk sözlük kitabımız Divan-i Lügatit Türk'tür.(K.Mahmut)
İlk sosyolog Ziya Gökalp'tir.
İlk edebi tartışma Ziya Paşa ile Namık Kemal arasında olmuştur.
Ülkemizdeki ilk müslüman kadın tiyatrocu Afife Jale'dir.
Edebiyatımızdaki ilk çağdaş roman Mai ve Siyah'tır.(Halit Ziya)
Dünyada bilinen en eski destan Gılgamış'tır.
Dünyadaki ilk kadın romancı Afraben'dir(Afrahat)
Dünya edebiyatındaki ilk realist roman Madama Bovary'dir.
Türk Edebiyatı'ndaki ilk deneme yazarı Nurullah Ataç'tır.
İlk tezkiremiz Mecalis'ün Nefais'tir.( A.Şir Nevai'dir)
İlk mizah gazetemiz Diyojen'dir.(N.Kemal)
İlk matbaada basılan ilk kitabımız Vankulu Lügati'dir.
Türkler'in kullandığı ilk alfabe Göktürk Alfabesi'dir.
İlk edebi topluluk Servet-i Fünun'dur.
İlk divan sahibi sanatçımız Yunus Emre'dir.
Türk şiirinin en eski lirik şiir örneği Aprın Çar Tigin'dir.
Nobel edebiyat ödülünü il kez İsviçre kazandı.
Türkçe'nin ilk gramer kitabını Baskakov yazmıştır.
Aydınlar arasında heceyi ilk kez deneyen sanatçı M.Emin Yurdakul'dur.
Şiirde ilk defa Türk kelimesini kullanan sanatçımız M.Emin Yurdakul'dur.
Serbest müstezatı aruzla deneyen ilk şairimiz Tevfik Fikret'tir.
Şiirde noktalam işaretini ilk kez kullanan Servet-i Fünun sanatçısı Tevfik Fikret'tir.
Divan Edebiyatı'nın Sebk-i Hindi tarzını ilk temsilcisi Naili'dir.
Edebiyatımızda serbest vezni ilk kez Nazım Hikmet kullanmıştır.(1929)
Edebiyatımızda anjabmanı ilk kez Tevfik Fikret kullanmıştır.
İlk Türkçe gazete 1831'de kurulan Takvim-i Vaka'dır.
İlk Türkçe özel gazete 1860'da kurulan Tercüman-ı Ahval'dır.
İlk Nobel Edebiyat Ödülü alan ilk Müslüman yazar Necip Mahfuz'dur.(Kayra)
Dünyada bilinen en uzun destan Kırgızlar'ın Manas Destanı'dır.
En uzun ömürlü edbiyet dergimiz 1933 yılında çıkmaya başlayan Varlık Dergisi'dir.
Türkiye'de lügat sözlük hakkında yazılan ilk lügat Bir Lügt Bulamadım'dır.( M.Doğan)
Amerikan Kız Koleji'nde okuyan ilk Türk Halide Edip Adıvar'dır.
Hayat hikayesini İngilizce yazan ilk yazarımız Halide Edip Adıvar'dır.
Milli Mücadele'de bulunan ilk kadınlarımızdan biri Halide Edip Adıvar'dır.
Türkiye'de kurulan ilk kadın derneği kurucularından biri Halide Edip Adıvar'dır.
Atatürk'e muhalefet olan ilk kadınlarımızdan biri Halide Edip Adıvar'dır.
Sürgüne gönderilen ilk kadınlarımızdan biri Halide Edip Adıvar'dır.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

2/3/2008 - EDEBİ SANATLAR

Kategori: Edebiyat

                             

EDEBİ SANATLAR

 

AKİS, AKROSTİŞ, CİNAS ,HÜSN-İ TÂLİL,ÎHÂM, İKTİBAS, İRSÂL-İ MESEL, İSTİÂRE, İSTİFHÂM, İŞTİKAK, KAT ‘, KİNÂYE ,       LEB DEĞMEZ, MECAZ VE MECÂZ-I MÜRSEL , MUAMMA-LÜGAZ, MÜBÂLAĞA, NİDÂ, RÜCÛ,  SEHL-İ MÜMTENÎ, SİHR-İ HALÂL, TECÂHÜL-İ ÂRİF, TELMÎH, TENÂSÜB, TEŞBÎH, TEŞHİS ve İNTAK, Tevriye, TEZÂD,

 

AKİS : Bir zekâ buluşu olan akis sanatı, bir mısraın ya da mısradaki kelimelerin yerlerini değiştirerek -tersinden okuyarak- aynı mânâyı veren ve birincisinin yansımasından ibaret olan yeni bir mısra yapmaktır. Zihinde cinasla aynı tesiri yapan bu sanat, güzel düzenlendiği takdirde sözün anlamını kuvvetlendirir. Bu sanat kelimelerin dizilişine göre ikiye ayrılır.  

   a- Tam Akis (Aks-i Tam) : Mısra ve cümledeki söz sırasını bir öncekinin tam tersi olarak düzenlemektir. Şair Nazîm’e ait aşağıdaki beyitler bu sanata güzel bir örnektir.

     Dîdem ruhunu gözler / gözler ruhunu dîdem

     Kıblem alalı kaşın / kaşın olalı kıblem

     Cennet gibidir rûyun / rûyun cennet gibidir

     Âdem doymaz sana / sana doymaz Âdem ( Yedi beyitlik bir gazeldir ve tamamı böyledir.) 

  b- Noksan Akis (Aks-i Nâkıs) : Akis sanatı yapılırken kelimelerin sırası değiştirildiği veya bazı ekleme ve çıkarmalar yapıldığı takdirde noksan akis meydana gelir.

     Cihânda âdem olan -gam olmaz

    Anunçün -gam olan âdem olmaz

                                                           Necâtî

 

    Eskiden vardım ben, şimdi hiçim ben

    Şimdi bir hiçim ben, eskiden vardım

                                                          Lütfi Bey

AKROSTİŞ : Mısraların baş harflerinin birleşmesi sonucu anlamlı bir kelime veya isim çıkacak şekilde şiir yazmaktır.

Divân edebiyatında teşvi, istihracub adlarıyla anılır. Eski Yunan ve Latin edebiyatlarında da vardır.

Nasıl ağlar hazan erince yapraklar

İntizar ile -mecâl sararıp düşerken

Hayâli kaplar ufku geçen yazın

Artık sâde hâtırası kalacaktır

Leylâklarda müteessir solan

 .

CİNAS : Yazılış ve söylenişleri -telaffuzları- aynı yada benzer fakat anlamları farklı olan iki kelimeyi şiirde bir arada kullanmak sanatıdır. Cinaslı kelimelerin bir ibârede (mırsa, beyit) kullanılmasına tecnîs denir. Cinas başarılı kullanıldığı takdirde güzel bir fikir oyunudur. ( Bu sanat kadîm edebiyatçılar tarafından neredeyse harfe kadar indirgenerek pek çok çeşitlere ayrılmıştır. Biz dersin çerçevesi gereği fazla detaya girmeyerek bu sanatı da ana hatları ile göreceğiz. Bu açıdan baktığımızda cinas şu gruplara ayrılır.)

A- Tam Cinas (Cinas-ı tam, Tecnîs-i tam) : Cinas yapılan kelimelerin dört yönden -ki buna vücûherbaa denir- uygun, aynı olması gerekir. 

      1- Cinası meydana getiren kelimelerin harflerinin,

      2- Harflerin sıralarının,

      3- Bu harflerin sayılarının,

      4- Bu harflerin ve harekelerinin aynı, uygun olması gerekir.

           Niçin kondun a bülbül

          Kapıdaki asmaya

          Be yârimden vazgeçmem

          Götürseler asmaya

Görüldüğü üzere hem yazılış, hem okunuş, hem harf sırası, hem sayı ve hem de hareke bu iki kelimede aynı.

Tam cinas; basit ve mürekkep (birleşik, karışık iki yada daha çok şeyden oluşmuş) olmak üzere ikiye ayrılır. 

   a- Basit Cinas : Bu tür cinaslar tek bir kelime ile yapılan cinaslardır. (Yani cinası oluşturan her iki kelime de tek bir parçadan oluşur. Yoksa sadece bir kelime ile cinas olmaz- en az iki kelime lazımdır.)

  

        Dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç

        Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç

                                                         Yahya Kemâl

Geç : zaman bakımından

Geç : Geçmek fiilinden

 

          Eyleme vaktini zâyî deme kış yaz oku yaz

                                                       Sünbülzâde Vehbî

Yaz : mevsim

Yaz : yazmak fiili 

   b- Mürekkep (Bileşik, birleşik Cinas) : Cinaslı kelimelerden birisi iki kelimeden oluşmuşsa, bu tür bu tür tam cinaslara mürekkep cinas denir.

       

          Ey kimsesizler, el veriniz kimsesizlere

          Onlardır ancak el verecek kimse sizlere

                                                     Yahya Kemâl

 

          Zülfü sünbül haddi gül cânâneden düştüm cüdâ

          Kimse bilmez âh bir kim cânâ neden düştüm cüdâ

         Bir evde zen olsa düzen olmaz o evde

                                                          Keçecizâde Fuat Paşa 

   B- Yarı Cinas (Cinâs-ı gayr-ı tam) : Cinaslı kelimeler arasında tam cinasta belirttiğimiz dört yönden (vücûherbaa) herhangi bir uygunluk yok ise (harflerin yazılışının, sıralanışının, okunuşunun vs. aynı olması hususu) bu durumlarda yarı cinas meydana gelir ve vücûherbaadan her birinin olmayışına göre de adlar alır, gruplara ayrılır.

   1- Lâhik Cinas : Cinası oluşturan kelimelerde sadece bir harf bakımından uyumsuzluk-uygunsuzluk bulunan cinas türüdür.

       

         Sebâtı yok bu âlemin ana kim itimâd eder

         Ferah gelir terah gider terah gelir ferah gider

Terah : gam, keder, tasa

   2- Noksan Cinas (Cinâs-ı Nâkıs) : Cinas yapılan kelimelerde harflerin sayıları bakımından uyumsuzluk var ise noksan cinas meydana gelir. Bu tür cinaslar da harfin kelimenin başında, ortasında ve sonunda bulunmasına göre ayrı ayrı adlar alır. Biz genel bir iki örnek vereceğiz.

      

          Hâkimdi yerde ufka kadar uhrevî vakar

         Bir çeşme vardı her tarafından ziyâ akar

                                                    Yahya Kemâl

         Âni bir üzüntüyle rüyâdan uyandım

         Tekrar o alev gömleği giymiş gibi yandım

                                                       Yahya Kemâl 

   3- Muharref Cinas (Bozulmuş, Tahrif Olunmuş) : Eski harflerde Aynı şekilde yazılan fakat okunuşu (harekelenişi) uymayan, aynı olmayan kelimelerle yapılan cinas türüdür.

        Vasfverd-i rûyun olmuştur bana vird-i zebân (Gül yüzünü anlatmak benim dilimde dua olmuştur).

Verd : gül

Vird : dua

  

   4- Mükerrer Cinas (Cinâs-ı Mükerrer, Cinâs-ı Müzdeviç ): Tekrar edilen cinas anlamındadır. Bir kelimenin son hecelerini taşıyan başka bir kelimeyi oan cinas olacak şekilde kullanmaktır.

 

         Vâiz nihânî çekmiş o hînâ-geri geri

         Eyler gelüp dükâna büt-i berberî berî

         Çıksa ne dem kabâ- hevâ-gün ile o mâh

         Pür-nûr eder bu kubbe-i nîlüferi feri

                                                   Şeyh Gâlip

Vezin : Mefûlü/Fâilâtü/Mefâîlü/Fâilü

Hînâ-ger : şarkı söyleyen, hânende, sâzende

Nihânî : gizli, gizlice

Dükân : dükkan

Berî : uzak,

Kabâ : elbise, kaftan

Hevâ-gün : hava, gökyüzü renkli ; hevâ : arzu, istek

Dem : zaman, vakit

Fer : ışık

 

HÜSN-İ TÂLİL : Bir olayı, gerçek sebebi dışında, sanatçının muhayyilesinden (hayâl gücünden) uydurduğu güzel bir sebebe bağlama sanatına hüsn-i tâlil denir. Bu sanatın esasını, bir olayın gerçek sebebini söylemeyerek (gizleyerek), bu gerçek sebep yerine hayâlî ve şâirâne bir sebebi geçirmek teşkil eder. Ancak hüsn-i tâlil olabilmesi için şair, bu gösterdiği sebebe kendisi de inanmış olmalı ve herhangi bir şüphe izine, ifadesine rastlanmamalıdır.

         

         Fevvâre ka’r-ı havza düşer şerm-sâr olup

         Baktıkça gülistânda hırâmân olan sana

Fevvâre : fıskiye

Şerm : utanma

Şerm-sâr : utangaç

(Fıskiye, gül bahçesinde gezinmekte olan sana baktıkça, utanarak havuzun derinliklerine düşer.) Şair burada, fıskiyeden fışkıran suyun havuzun derinliklerine düşmesine sebep olarak bahçede gezinen güzelden utanmasını gösteriyor. Yani, gerçek sebep olan yerçekiminin yerine, hayâlî ve şâirâne bir sebep olarak utanmayı gösteriyor.

 

        Hâk-i pâyine yitem dir ömrlerdür muttasıl

        Başını taştan taşa vurup gezer âvâre su

                                      Fuzûlî (Su Kasîdesi’nden)

(Su, senin (Hz. Peygamberin) ayağını bastığın torağa yetişmek için hiç urmadan ömür boyu başını taştan taşa vurarak gezmektedir.) Burada, suyun ­özellikle nehir sularının- coşku içinde taşlara çarpa çarpa akışı hususu farklı ve güzel bir sebeple anlatılmıştır.

 

        Bâğa, sen serv-i revânı bir kadem bassın diyü

        Hayli döküldü, saçıldı yoluna berk-i hâzan

                                                             Bâkî

(Sonbaharın gelişi tabîî bir olaydan güzel bir sebebe bağlanmıştır.)

  

        Renk aldı özge âteşimizde, şarâb u gül

        Peymâne söylerim bunu, gülzâr söylesin

                                                 Yahya Kemâl

(Bu örnekte de şair, şarap ve gülün kırmızı rengini, kendi içindeki ateşten aldığını söyleyerek gerçek sebebi yok sayıyor ve yerine şâirâne ve hayâlî bir sebebe koyuyor.)

 

   Şibh-i Hüsn-i Tâlil (hüsn-i tâlil benzeri, hüsn-i tâlil gibi) : Hüsn-i tâlil sanatı daima kesinlik taşır. Yani gerçek sebebin yerine geçirilen hayâlî sebep şüphe edilmeden söylenir. Bir diğer ifadeyle şair getirdiği (söylediği) hayâlî sebebe gerçekten inanmış olmalıdır. Şair, ortaya koyduğu hayâlî sebepten şüphe duyuyorsa, bu durumda tam bir hüsn-i tâlil olmaz, onun yerine hüsn-i tâlîl benzeri demek olan “şibh-i hüsn-i tâlîl” meydana gelmiş olur. (Şibh : benzeme, benzeyiş, benzer). Bu sanatı ele veren sanatların başında şüphe ve soru bildiren edat, kelime ve kelime gruplarının bulunması gelir. Acep, ve benzeri, meğer, sanki, galiba vb.

 

        Müzeyyen oldu, reyâhîn bezendi bâğ-ı çemen

          Meğer ki bâğa haber geldi yârdan bu gece

                                                           Ahmedî

Reyâhin : reyhânlar, fesleğenler

Hüsn-i tâlil var: Baharın gelmesine sebep yârdan haber gelmesi ve bu sebeple bağın süslenmesi, yâre hazırlanması. Ancak bu şâirâne sebepte bir şüphe, tereddüt vardır. Dolayısıyla şibh-i hüsn-i tâlil var.

       Sâkin ü sâkit olan her zerresinde yok hayât

         Gâlibâ hâmûş u mevt olmuş bu yerde kâinât

Sâkit : sessiz, susmuş

Sâkin : sessiz; iskân etmiş olan, oturan

(Bir kış tasviri söz konusu. Şâirâne bir sebep var ancak bu sebepte bir tereddüt var.)

 

Ateşten kızaran bir gül arar da

Gezer bağdan bağa çoban çeşmesi

 

Ey sevgili sen bu ilden gideli

Yaprak döktü ağaçlar, coştu gökyüzü

 

Tarihini aksettirebilsin diye çehren

Kaç Fatih’in altın kanı mermerle karışmış

 

ÎHÂM (Îyhâm) : İki ya da ikiden fazla anlamı olan bir kelimeyi bir mısra ya da beyit içinde bütün anlamlarını kastederek kullanma sanatıdır. Ancak bu yaparken beytin genel anlamıyla, kelimenin çeşitli anlamları arasında yakın bir ilgi kurmak gerekir.

Îhâmın kelime anlamı vehme, şüpheye, kuruntuya, tereddüde düşürmektir. Yani şair kelimeyi öyle kullanır ki okuyucu o kelimenin bütün anlamlarıyla şiiri anlayabilir, anlamlandırabilir. Dolayısıyla; okuyan, şair bu kelimeyi acaba hangi anlamda kullandı diye tereddütte kalabilir yada her okuyucu o kelimeyi (îhâm yapılan kelimeyi) şairin kendi anladığı anlamda kullandığını vehmeder, düşünür.

 

         Her gelen rind kanar zevke bu mecliste Kemâl

           Cânib-i rahmete son çektiği sâğarla döner

                                                                      Yahya Kemâl

Sâğar : kadeh

Beyitte geçen “kanar” kelimesinde îhâm sanatı vardır. Zira kelimenin aldanmak ve doymak, kanmak şeklinde iki anlamı vardır ve beyit bu iki anlamın hangisiyle açıklanırsa açıklansın anlamlı olur.

“Kanar” kelimesini “aldanmak” anlamında alırsak beytin anlamı şu şekilde okur : “Kemâli, her gelen rind bu mecliste zevke aldanır ve rahmet tarafına, son çektiği kadehle döner.”

“Kanar” kelimesini “kanmak ve doymak” anlamında aldığımızda ise beytin anlamı şu şekilde olur : “Kemâl, her gelen rind bu mecliste zevke doyar, kanar (ve) rahmet canibine son çektiği kadehle döner.”

 

         Her ne dem lutf eyleyüp bezmi müşerref eylesen

           Ehl-i bezm ayağına yüz sürmeğe âmâdedir.

Bu beyitte îhâm sanatı “ayak” kelimesi ile yapılmıştır. Ayak, hem bacağın “bilekten sonraki kısmı” hem de “kadeh” anlamındadır. Bu iki anlam da beytin genel anlamıyla uyumludur.

Ayak kelimesini “bacağın bilekten sonraki kısmı” anlamında alırsak beytin anlamı şu şekilde olur : “(Ey sevgili) Ne zaman lutf edip içki meclisine şeref versen, oradakiler senin ayağını öperek saygı göstermek için (ayaklarına kapanmak için) (hazır) beklemektedirler.” (Kelimeyi bu anlamda aldığımızda hitap sâkiyedir. Zirâ ayak sâkiye ait bir organdır.)

Ayak kelimesini “kadeh” anlamında aldığımızda ise beytin anlamı şu şekilde olur: “Ne zaman lutf edip içki meclisine şeref versen oradakiler senin getirdiğin kadehe ?? senin içinde bulunduğun kadehe yüzlerini sürmek için hazır beklemektedirler.” (burada kelime kadeh anlamında alındığı için hitap hem sakiye hem de kişileştirme (teşbîh) yoluyla şarabadır.)

 

         Taştîrimiz bu râyede az çok bahâ bulur

           Bâkî kalır sahîfe-i âlemde âdımız

                                                                Bâkî

Bâkî : Şair Bâkî; sonsuz, ebedî

taştîr : Besleme; bir başka şaire ait bir gazelin her beytinin arasına aynı vezin ve kafiye üçer mısra eklemek.

 

BAZI NOTLAR :

Îhâm sanatını, kendisi ile benzerlikler gösteren tevriye ve kinâye sanatları ile karıştırmamak gerekir.

 Îhâm sanatında kelimenin gerçek anlamları üzerinde durulur ve beyitte ikisi de anlamlıdır. Tevriye sanatında iki gerçek anlamlı ama uzak anlam kastedilir.

Tevriye sanatı da îhâm sanatı gibi kelimenin iki gerçek anlamı üzerine kurulur ancak tevriyede kelimenin uzak, dolaylı anlamı kastedilir. Îhâmda ise anlamların ikisi de yakın anlamlıdır ve şiire, beyte uyar.

Îhâmı kinâyeyle de karıştırmamak gerekir. Çünkü kinâyede kelimenin birkaç gerçek alamı değil, gerçek ve mecazlı anlamı bir arada kullanılır ve özellikle mecazlı anlamı kastedilir.

Îhâm-ı Tenâsüb : Birkaç anlamı olan bir kelimenin dize yada beyit içinde kastedilmiş yada vehmedilmiş -ki buna diğer başka bir kelimeyle işaret vardır- söylenmemiş anlamıyla, öteki kimi kelimeler arasında anlam ilgisi kurmaktadır. Bu sanat adından ve tanımından da anlaşılacağı gibi îhâm ile tenâsüp sanatının birleşmesiyle olur.

        

        Mihr solmazsın bana rahm eylemezsin bunca kim

        Sâye tek sevdâ- zülfün pây-mâl eyler beni

                                                                                Fuzûlî

 Beyitte “mihr” kelimesinin sevgi anlamı beytin genel anlamıyla ilgilidir. Zirâ sâye-i zülfün derken senin saçının gölgesi şeklinde sevgili muhataptır. Fakat “mihr”in bir de güneş anlamı vardır ve kastedilmemiştir. Sâye (gölge) sözcüğüyle de “mihr”in güneş anlamının ilgili olması îhâm-ı tenâsüb sanatını doğurur

 

İKTİBAS : Nazım ve nesirde ifadeye denk düşürerek Ayet ve Hadis kullanmaya iktibas denir. Kullanılış yönüyle “İrsal-i Mesel” ve “Tazmin”e benzer. Aralarındaki fark, kullanılan söz­lerin değişik olmasıdır. Ayet ve Hadis kullanma sözün anlamını güç1endirir.İleri sürülen sözlerin doğrulunu kabul ettirmek için Ayet ve Hadis örnek gösterilir.

          “Leyse Iil-insan-ı seâ” derken Hüda;

            Anlamam hiç meskenetten sen ne beklersin daha;

                                                                           Mehmet Akif Ersoy

  Meskenet : miskinlik, fakirlik, beceriksizlik

  “Leyse lil-insan-ı illa seâsözü ayettir. ve anlamı: İnsan istediği şeyi çalışmakla elde eder.

 

          Nehy-i  ma'ruf emr-i münker”dir gezen meydanda bak

           En metin ahlâkımız, yahut, görüp aldırmamak.

                                                                           Mehmet Akif Ersoy

  “Nehy-i ma'ruf emr-i münker ayetinin anlamı şöyledir: “İyiliği yasak ederek, kötülüğü emretme.

 

          Erişdi canib-i Hak’dan kulağıma nâgâh

             Nidâ-ı “Eşhedu en-lâilâhe illallah”

                                                                          Aşıkî

  “Eşhedu en-lâilâhe illallah” ayettir ve anlamı şöyledir: Şahitlik ederim ki Allah’tan başka başka İlah yoktur. 

 

İRSÂL-İ MESEL ( Örnek, misal getirme) : Yazılı ve sözlü anlatımda bilhassa şiirde ifade edilen düşünceyi ispat etmek, pekiştirmek yada daha etkili kılmak maksadıyla meşhur bir sözü yada vecizeyi söyleme, kullanma sanatıdır. Bu sanat özellikle muhatabı ikna etmek maksadıyla yapılır ve kullanılan atasözü ve vecizeler Türkçe’nin yanı sıra Farsça veya Arapça da olabilir.

 

          Kirpikleri uzundur yârin hayâle sığmaz

          Meşhur bir meldir “Mızrak çuvala sığmaz”

                                                                          Hevâî

mesel : Örnek, benzer, numune; anlamlı ve dokunaklı etkili söz; ahlâka yararlı hikâye

darb-ı mesel : Atasözü

Sevgilini kirpikleri öyle uzundur ki hayâle bile sığma hâyâl dahi edilemez. Meşhur bir atasözü dür ; Mızrak çuvala sığmaz.

 

          Ey güzellik göğüne hurşid olan yakma bizi

          Yerde kalmaz çün bilirsin dûdâhı kimsenin

                                                                                 Necâtî

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

21/1/2008 - GELENEKSEL TÜRK TİYATROSU

Kategori: Edebiyat

Zamanımızdan yaklaşık dört bin yıl önce Orta Asya’da yaşayan Türk boylarının bulunduğunu biliyoruz. Türklerin sığır,yuğ,şölen adları verilen törenlerindeki gösteriler,gelenekli Türk tiyatrosunun ilk örnekleri sayılabilir. Bu törenlerin yönetmen ve oyuncuları şaman adı verilen din adamlarıdır. 

 

 

Zamanla içeriği genişleyen dinsel törenler,geleneksel törenler haline gelir. Ergenekon Destanında yer alan demir dövme töreni bu örneklerden birini oluşturur. Bu törene bütün boy halkı katılır., büyük bir alan sahne olarak kullanılırdı. Dede Korkut Öyküleri incelendiğinde ozan ve kopuzun dram sanatının bir parçası alarak kullanılırdı. Ayrıca Şamanizm ayinleri bu bakımdan dikkati çeker.

Orta Asya’daki Türklerin; dine,destan ve efsanelere dayalı dramatik gösterileri dışında tiyatro gelenekleriyle ilgili yeterli bilgimiz yoktur. Bilgilerimizin bir kısmı Çin kaynaklarına dayanmaktadır. İslamiyet’ten önceki tiyatromuzla ilgili araştırmalar yapan Sırp araştırmacı Nikoliç, Türklere ait ilkel biçimde yazılmış bir tiyatro metni bulunmuştur. Nikoliç’in İslamiyet’ten önceki dönemde oynandığı sandığı bu metnin konusu şöyledir;

“Türklerin Çinlilerle yaptıkları savaşlardan biri… Bir Türk kahramanı savaşa gider. Evinde çocuğunu ve karısını bırakır… O gittikten sonra eve bir Çinli gelir. Çinli,bu kadına göz koymuştur. Kocasının yokluğunda ona sahip olmak arzusundadır. Genç kadın kendini çok iyi savunur.. Çinli  kadını ele geçiremeyeceğini anlayınca,kadını yüzünden yaralar. Savaşa gitmekte olan Türk, unuttuğu hamaylısını almak için eve döner, yaşanan felaketi görür. Saldırgan Çinliyi kalbinden vurarak öldürür.”

11.yüzyılda İslamiyet’i tamamen kabul etmiş olan Türkler, yeni kültürün etkisiyle tiyatrodan uzak kaldılar. Buna karşılık,gölge (hayal) oyunları cansız olduğu için,hoşgörüyle karşılanmıştır. Ayrıca Türkler; kültür,inanış ve yaşayışlarına uygun olarak geleneğe dayalı bir canlandırma sanatı geliştirdiler. Gelenekli Türk Tiyatrosu adı verilen bu tiyatro anlayışının kolları şunlardır:

- Köylü Tiyatrosu Geleneği: Kırsal bölgelerde,köylerde görülen ,daha çok yöresel yaşamdan konularını alan seyirlik oyunların oluşturduğu bir tiyatro geleneğidir. Kökleri geçmişe dayanır.1- Bolluk,sevgi,savaş,kıskançlık,yoksulluk gibi konular işlenir.2- Köy seyirlik oyunu da denilen bu oyunlar sözlü gelenek içinde yer alır. Oyunların içeriği ve yapısı,yörelere göre farklılıklar gösterebilir.3-Oyuncular genellikle profesyonel değildir.4- Kılık değiştirme,kişileştirme,maskeler ve müzik oyun içinde yer alabilir.5- Köylü tiyatrosu geleneği içinde yer alan oyunlarda kalıplaşmış sözlerin yanı sıra doğaçlamalar da bulunur.

Halk Tiyatrosu Geleneği: Halk tiyatrosu geleneği içinde oyunların en yaygınları meddah,karagöz ve orta oyunudur. Bu oyunlar, köylü tiyatrosu geleneğine göre sosyal sanat anlayışına ve tiyatroya biraz daha yaklaşmış oyunlardır. Oyuncular,az çok profesyonel kimselerdir. Bu oyunlarda da doğaçlama geleneğine bağlıdır. Halk tiyatrosu içinde yer alan oyunlar,şehirlerde belli bir sahne anlayışı içinde sergilenir.

Batı Tiyatrosu Geleneği: Batılı anlamda tiyatro geleneği tanzimatla başlamıştır. Çevreler, uyarlamalar ve ilk denemelerle kendi kendini gösteren bu gelenek günümüze kadar olgunlaşarak gelmiştir. Günümüzde de gerek devlet tiyatroları gerekse özel tiyatrolar bu geleneği kurumlaştırarak sürdürmektedir.

MEDDAH:

Methedici (övücü) taklitler yapıp hoş öyküler anlatarak halk eğlendiren sanatçıya meddah denir. Türk Halk zekâsının ve halkın,olayları karikatürize etme gücünün büyük sanatlarından biri olan meddahlık yüzyıllar boyu yaşamış,Türk halkı arasında çok ilgi görmüştür. Meddahlık için tek adamlı tiyatro diyebiliriz. Meddah, tiyatronun bütün kişilerini varlığında birleştiren bir aktördür. Yüksekçe bir yerde oturarak bir öyküyü başından sonuna kadar,canlandırdığı kişileri ağız özelliklerine göre konuşturarak anlatır. Perdesi ,sahnesi,elbiseleri,dekoru,kişileri bulunmayan bu tiyatronun her şeyi meddah denilen o tek adamın zekasına,bilgisine,söz söylemedeki başarısına bağlıdır. Meddahların çoğu,klâsikleşmiş beyitlerle öykülerine başlarlar. Meddah anlatacağı öyküye geçmeden önce: “Hak dostum hak” diyerek çoğunlukla şiirsel beyitle öyküye girer.

“Söyledikçe sergüzeşti verir bezme letafet

Dinle imdi bende-i acizden hoş bir hikâyet”

Meddah kişilerin ağız özelliklerini taklit ettiği gibi hayvanların,doğanın ve cansız nesnelerin seslerini de taklit eder. Meddahın iki aracı vardır; biri boynuna doladığı mendili, ötekide elinde tuttuğu sopasıdır. Mendille çeşitli başlıklar yapar,terini siler,sopayı da oyunu başlatmak,seyirciyi suskunluğa çağırmak,kapıyı vurmak için yada saz,süpürge,saz,at yerine kullanır. Bitişte özür diler,oyundan çıkan sunucu (kıssa) bildirir. Daha sonra anlatacağı öykünün adını ve öyküyü nerede anlatacağını söyler.

Günümüzde meddahlıkla ilgili birkaç dağınık yama ve taş baskısı kitap dışında fazla kaynak yoktur. İstanbul Üniversitesi kitaplığında bulunan “Mecmua-i Fevâid” meddahlar üzerine yazılmış önemli bir kaynaktır.

ORTA OYUNU

Orta oyunu,çevresi izleyicilerle çevrili bir alan içinde oynanan,yazılı metne dayanmayan içinde müzik,raks ve şarkı da bulunan doğaçlama  bir oyundur. Orta oyunu adının geçtiği ilk belge 1834 tarihlidir. Daha eski kaynaklarda bu oyun ;kol oyunu,meydan oyunu,taklit oyunu,zuhurî gibi adlarla anılmıştır. Orta oyunu,han yada kahvehane gibi kapalı yerlerde de oynanılmakla birlikte,genel olarak açık yerlerde ortada oynanan bir oyundur. Oyunun oynandığı yuvarlak yada oval alana palanga denir. Oyunun dekoru; yeni dünya denilen bezsiz bir  paravanda ve dükkân denilen iki katlı bir kafesten oluşur. Yeni dünya ev olarak, dükkân da işyeri olarak kullanılır. Dükkânda bir tezgâh, birkaç hasır iskemle bulunur. Orta oyununun kişileri ve fasılları Karagöz oyunuyla büyük oranda benzerlik gösterir. Oyunun en önemli iki kişisi Kavuklu ile Pişekar’dır. Kavuklu,Karagöz oyunundaki Karagöz’ün karşılığı,Pişekar’da Hacivat’ın karşılığıdır. Orta oyununda da gülmece öğesi,Karagöz oyunundaki gibi ,yanlış anlamalara,nüktelere ve güldürücü hareketlere dayanır. Oyunu çeşitli mesleklerden,yörelerden,uluslardan insanları meslekî ve yöresel özellikleri,ağızları taklit edilir. Bunlar arasındaArap, Acem, Kastamonulu, Kayserili, Kürt, Frenk, Laz, Yahudi, Ermeni vb. sayılabilir. Orta oyununda kadın rolünü oynayan kadın kılığına girmiş erkeğe zenne denir.

Kavuklu Hamdi ile Pişekâr küçük İsmail Efendi,orta oyununun önemli ustaları sayılır.

Orta oyunun bölümleri;

-Mukaddime(Giriş); Zurnacı,Pişekâr havası çalar. Pişekar çıkar ve izleyiciyi selamladıktan sonra Zurnacı ile konuşur. Bu konuşmada oynanacak oyunun adı bildirilir. Daha sonra zurnacı Kavuklu havasını çalar. Kavuklu ile Kavuklu arkası oyun alanına girer. Kavuklu ile Kavuklu arkası arasında kısa bir konuşma geçer. Sonra bu kişiler Pişekârı görüp korkarlar ve korkudan birbirlerinin üstüne düşerler. Bazı oyunlarda zenne takımı ve Çelebi’nin daha önce çıkıp Pişekâr’la konuştukları bir sahne de vardır.

-Muhavere(Söyleşme); Bu bölüm Kavuklu ile Pişekâr’ın birbirleriyle tanıdık çıktıkları tanışma konuşmasıyla başlar. Kavuklu ile Pişekar’ın  birbirlerinin sözlerini ters anlamaları bir gülmece oluşturur ki buna arzbâr denir. Arzbârdan sonra tekerleme başlar. Tekerlemede Kavuklu,başından geçen olağan dışı bir olayı Pişekâr’a anlatır. Pişekâr’da bunu gerçekmiş gibi dinler,sonunda bunun düş olduğu anlaşılır.

-Fâsıl(Oyun); Oyunun asıl bölümü,belli bir olayın canlandırıldığı fâsıl bölümüdür. Orta oyunu fasılları genellikle iki paralel olay dizisinde gelişir. Dükkân dekorunda gelişen olaylarda genellikle Kavuklu bir iş arar. Pişekâr’ın ona iş bulmasıyla olaylar gelişir. Dükkâna gelip gider. Çeşitli müşterilerle ilgili oyunlarda vardır. İkinci olaylar dizisi yeni dünya denilen ev dekorunda geçer. Zenne takımının,Pişekâr aracılığıyla ev araması ve bir eve yerleşmesi biçiminde olaylar gelişir.

-Bitiş; Oyunun son bölümüdür. Pişekâr izleyicilerden özür dileyerek gelecek oyunun adını ve yerini bildirir. Oyunu kapatır. Geleneksel Türk Halk Tiyatrosunun önemli seyirliklerinden olan orta oyununun başlıcaları şunlardır: Mahalle baskını,Terzi oyunu,Yazıcı oyunu, Büyücü Hoca, Fotoğrafçı, Hamam, Tahir ile Zühre, Kale oyunu, Pazarcılar, Çeşme, Gözlemeci, Çifte Hamamlar, Kunduracı, Eskici Abdi.

KARAGÖZ

Karagöz, bir gölge oyunudur. Bu oyun, deriden kesilen ve tasvir adı verilen bir takım şekillerin (insan,hayvan,bitki,eşya vb) arkadan ışıklandırılmış beyaz bir perde üzerinde yansıtılması temeline dayanır.

            Gölge oyununun önce Çin’de (M.Ö. 2.yy.) veya Hint’te çıktığı söylentileri de vardır. Evliya Çelebi ise Karagöz ile Hacivat’ın Anadolu Selçuklu Hükümdarı Alaaddin Keykubat zamanında (13.yy.) yaşamış gerçek kişiler olduğunu belirtir.

            Halk arasındaki bir söylentiye göre ise Karagöz ile Hacivat, Sultan Orhan (14.yy.) zamanında Bursa’da bir cami yapımında çalışmış işçilerdir. İkisi arasındaki nükteli konuşmalar diğer işçileri oyaladığı için Sultan Orhan tarafından öldürtülmüşlerdir. Daha sonra Şeyh Küşter Hacivat ve Karagöz’ün deriden yapılmış tasvirlerini oynatmış ve onların şakalarını tekrarlamıştır. Bu nedenle Karagöz perdesine Küşteri Meydanı da denir.

            İslâm dünyasında 11. yüzyılda sözü edilmeye başlanan bu oyuna hayal-i zılı (gölge-i hayali) adı verilmiştir.

            Karagöz oyunu, özellikle 17 yüzyıldan sonra oldukça yaygınlaşmıştır. 19 yüzyılda Karagöz kısaca, hayal oyunu diye anılmış, bu oyunu oynatan sanatçılara da hayalî (hayalci Karagözcü) denmiştir.

            Karagöz oyunu halk kültürünün ortak ürünüdür. Bu oyunlarda işlenen çeşitli konuları kimin düzenlediği belli değildir. Karagöz tulûata dayandığı için oyunun sözlerini, her sanatçı, oyun sırasında kendine göre düzenler. Karagöz oyunları 19. yüzyılda yazıya geçirilmeye başlanmıştır.

Karagöz oyunlarının bölümleri:

            -Mukaddime (Giriş): Oyunun başlangıç bölümüdür. Perdede görüntü verilmeden önce müzik başlar. Sonra konuya uygun olarak bir görüntü verilir. Hacivat Of… hay,Haak! diyerek

perde gazeline başlar.

            -Muhavere (Söyleşme): Karagöz ile Hacivat arasında geçer. Muhavere iki bölüme ayrılır. Bunlar,fasılla ilişkisi olan ve fasılla ilişkisi olmayan bölümlerdir. Muhaverede yalnız, Hacivat ve Karagöz bir oyun oynar.  Bu oyun, önce olmayacak bir olayın gerçekleşmemiş gibi anlatılmasıyla başlar, sonra bunun düş olduğu anlaşılır.

            -Fasıl (Oyun): Oyunun kendisidir. Hacivat ve Karagöz’den başka oyun kişileri fasılda görünürler. Karagöz oyunları genellikle adlarını bu bölümün içeriğinden alır.

            -Bitiş: Bu bölüm çok kısadır. Karagöz,oyunun bittiğini haber verir, kusurlar için özür diler, gelecek oyunu duyurur. Karagöz’le Hacivat arasında kısa bir söyleşme geçer. Bu söyleşmede oyundan çıkarılacak sonuç da belirtilir.

            Karagöz oyunun kişileri:

            Karagöz oyunun en önemli kişileri Karagöz ile Hacivat’tır. Karagöz okumamış halkı, Hacivat ise aydın yada yarı aydın kimseleri temsil eder. Oyunda konuya göre türlü meslek, yöre ve uluslardan kişiler, kendi şiveleriyle taklit edilir. Karagöz oyununun diğer önemli kişileri şunlardır:

Çelebi (Genç,züppe bir mirasyedi)                          Kürt (Hamal,bekçi)

Altı Kulaç Beberuhi (Cüce ve aptal)                       Arnavut (Bahçıvan,korucu,bozacı)

Tuzsuz Deli Bekir (Sarhoş,zorba)                             Acem (Zengin tüccar)

Efe ( Zorba)                                                              Ak Arap (Dilenci,kahve dövücüsü)

Matiz (Sarhoş)                                                          Zenci Arap (Lala,köle)

Zenne (Kadın)                                                          Yahudi (Bezirgan)

Kastamonulu (Oduncu,bekçi)                                   Ermeni (Kuyumcu)

Bolulu (Aşçı)                                                             Frenk ve Rum(Doktor, Terzi,  

                                                                                  Tüccar, Meyhaneci)

Kayserili (Pastırmacı)                                                Laz (Kayıkçı,kalaycı)

Rumelili (Pehlivan,arabacı)                                       Tiryaki (Lâf ebesi)

Karagöz oyunun dağarcığı:

            Bilinen Karagöz oyunlarının sayısı çoksa da Karagöz oyununun klâsik dağarcığı yirmi sekiz oyunda birleşmiştir. Bu oyunlardan bazıları şunlardır: Ağalık,Bahçe Sefası, Balıkçılar, Baskın, Leylâ ile Mecnun,Ferhat ile Şirin,Cambazlar,Sahte Eskici,Hain Kâhya,Horozlu Düğün, Karagöz’ün Yalova Sefası, Cin Çarpması.

MODERN TÜRK TİYATROSU

Tanzimat Dönemi Tiyatrosu

Bizde Karagöz,orta oyunu,meddah gibi geleneksel oyunlar dışında, Batılı anlamda tiyatro eserlerinin yazımı Tanzimat’ın ilanından sonra başlar. Bununla birlikte, Tanzimat öncesinde de İstanbul’da bit tiyatro yaşamı vardır.III Selim döneminde sarayın içine ve İstanbul’un çeşitli yerlerine tiyatro binaları yaptırılır. 1860’lı yıllarda Hoca Naum ve Güllü Agop gibi tiyatro adamları, Omsalı tiyatrosunun kurulmasında ve Türkçe temsiller vermesinde öncülük ederler.

Güllü Agop, Gedikpaşa Tiyatrosunu kurar (1869) ve bir çok oyunu sahneye koyar. Bu arada on yıl süreyle tiyatro oynatma yetkisi,Güllü Agop’a verilir. Güllü Agop’a verilen bu yetkinin Türk tiyatrosunun önünü kestiğini düşünen Kavuklu Hamdi gibi tiyatro adamlarımız Tulûat tiyatrosunu kurarlar. Tulûat tiyatrosu, Batılı tiyatro ile geleneksel orta oyunu özelliklerinin karışımından doğan halk tiyatrosudur.

Batılı anlamda ilk yerli tiyatro eserimiz, Şinasi’nin 1859 yılında yazdığı Şair Evlenmesi’dir. Bir perdelik komedi olan bu eser, 1860 yılında Tercümânı Ahvâl gazetesinde bölüm bölüm yayımlanır. Ancak bu eserden önce yazılmış iki tiyatro eserimiz daha vardır. Bunlardan biri 1800’lü yıllarda yazıldığı sanılan “Vâkayi-i Acibe ve Havadis-i Garibe-i Keşfger Ahmet” adlı eserdir. Bu eser 1956 yılında Prof. Fahir İz tarafından Viyana Milli Kütüphanesinde bulunmuştur. İskerleç adında bir yazara ait olan eser üç perdelik bir komedidir. Diğer eser ise Hayrullah Efendi’nin 1844’te yazdığı “Hikâye-i İbrahim Paşa ve İbrahim Gülşenî” dir. Bu da dört perdelik acıklı bir dramdır. Her ikisinin varlıkları geç öğrenildikleri için Şair Evlenmesi ilk tiyatro eserimiz kabul edilir.

Şinasi’den sonra Ali Haydar “Sergüzşt-i Perviz” ve “İkinci Esas” adlı manzum oyunlarını yazar. Bu oyunlar teknik zayıflıklar içeren trajedilerdir. Yazarın ayrıca komedileri de vardır.

Tanzimat döneminin yazarları arasında en etkili olanlar, Namık Kemal ve Ahmet Vefik Paşa’dır. Namık Kemal’de romantizmin etkileri vardır, oyunları dram türündendir. Ahmet Vefik Paşa, Moliere’den çevirileri ve özellikle adapteleri ile başarıya ulaşır. Yalnız Padişah Abdülaziz’in Meşrutiyete karşı olması, meşrutiye yanlısı olan tiyatrocuları olumsuz etkilemiştir. Namık Kemal’in Vatan Yahut Silistre adlı oyununun sahnelenişi sırasında ve sahnelendikten sonra halkın, Abdülaziz aleyhine ve Şehzade Murat lehine yatığı gösteriler Namık Kemal’in Magosa’ya, Ahmet Mithat Efendi ve Ebüzziya Tevfik’in Rodos’a sürülmelerine neden olmuştur.

1876 yılında Abdülaziz tahttan indirilir. Meşrutiyet yanlısı Şehzade Murat, akıl sağlığı bozuk olduğu için tahtta kalamaz. II. Abdülhamit, meşrutiyet yönetimi kurmaya söz vererek tahta geçer ve I. Meşrutiyeti ilan eder. Abdülaziz döneminde sürgüne gönderilen yazar ve şairler sürgünden dönerler. Ancak II. Abdülhamit, kısa bir süre sonra anayasayı yürürlükten kaldırır ve meclisi dağıtır. Bütün yetkileri kendinde toplar. Bundan sonra,tarihimizde “istibdat dönemi” olarak bilinen baskı ve sürün dönemi başlar.

Tanzimat döneminde Direktör Ali Bey, tiyatro eserlerini yazdığı gibi,tiyatronun sanatsal yönüyle de ilgilenir. Ayrıca Ahmet Mithat Efendi,Ebüzziya Tevfik,Şemsettin Sami,Manastırlı Mahmut Ekrem, başarılı sayılan tiyatro eserleri yazar. Abdülhak Hamit Tarhan ise oyunlarını okunmak için yazar. Ancak Abdülhamit’in getirdiği sansür nedeniyle tiyatro alanında bir durgunluk görülür. Bu durgunluk II. Meşrutiyetin ilanına kadar sürer.

Tanzimat tiyatrosu, toplumun eğitimi amaçlar. Tanzimat dönemi sanatçıları, düşünceleri topluma aktarmada en etkili araç olarak tiyatroyu görürler. Namık Kemal’e göre “Ahlak bakımından tiyatronun hizmeti; gazetelerden,kitaplardan daha fazladır. Tiyatro, millete verilmek istenen mesajların en dinamik aracıdır.”

Seyit Kemal Karaalioğlu, Tanzimat tiyatrosuna ilişkin; “Konular tarihten, dış ülkelerden, bireysel olarak alınır. Gelenekler, görenekler, vatan, millet, yurtseverlik temaları işlenir. Çevirilerden uyarlamalara, klasisizmden romantizme geçilirken komediyle dram arasında söz söylemeye, edebi dile gibidir” değerlendirmesi yapılmaktadır.

Meşrutiyet Dönemi Tiyatrosu

1860 yılında İbrahim Şinasi, Tercümân-ı Ahvâl gazetesinde “Devlete asker veren, vergi veren, devlet buyruklarını yerine getiren millet, devletin iyimi, kötümü yönetildiği hakkında düşündüklerini söyleme hakkına sahiptir.” Düşüncesini ileri sürer.

Şinasi’nin bu düşüncesi Namık Kemal tarafından da benimsenir ve tüm baskılara karşı sürekli işlenir.

II. Abdülhamit meşrutiyet yönetimi kurmaya, anayasa yaptırıp yurdu ona göre yönetmeye, meclisi ve senatoyu toplamaya söz vererek padişah olmasına karşın bu sözlerini yerine getirmez. Fakat özgürlüğü sağlamak için yıllarca yapılan gizli çalışmaların ve baskılara direnen aydınların çabaları sonucu II. Abdülhamit 1908’de II Meşrutiyet’i ilan etmek zorunda kalır.

1908’den sonra başlayan yeni dönemde tiyatro çalışmaları hızlanır. Tanzimat dönemi yazarlarının yasaklanan oyunları yeniden sahnelenir. Tiyatro, topluma hizmet veren yarı resmî bir  nitelik kazanır. Cumhuriyet tiyatrosunu hazırlayan gelişmelerin temeli bu döneme de aittir.

Meşrutiyet tiyatrosu, Servet-i Fünûn, Fecr-i Âti ve Milli Edebiyat dönemini kapsar.

Serveti Fünûn Dönemi Sanatçıları Gerek Sanat Anlayışları

            Bu dönemde özel tiyatroların yanında Darûİbedâyinin kuruluşu (1914), tiyatronun gelişmesi açısından önemli bir aşamadır.

            Darülbedâyi (Güzel Sanatlar Okulu); sanatçı yetiştirecek, tiyatro eğitimi verecek, tiyatroyu okultaştıracak bir kurumdur.'Bu kurumun başına Fransız tiyatrosunun ünlü rejisörlerinden Andre Antoine (Andre Antuvan) getirilir. Burada okuma, telâffuz, dram, dans, edebiyat gibi dersler verilir, önemli tiyatro adamları yetiştirilir.

            Ünlü tiyatro adamımız Muhsin Ertuğrul da Darülbedâyide öğretmenlik yapar. Daha sonra (1927-1928) Darûİbedâyinin başına getirilir ve çağdaş tiyatronun kurulmasına büyük katkıları olur. Bu döneme kadar kadın oyuncular azınlıklardan seçilmekteydi. İlk defa Müslüman kadın oyuncu Afife Jale'nin sahneye çıkmasıyla Müslüman kadınlara da sahne yolu açılmıştır.

            Millî Edebiyat döneminde Türkçülük akımı, tiyatroda daha fazla hissedilir. Ancak savaş yıllarıdır. Ekonomik sorunlar, karamsarlık, yılgınlık da vardır. Bunlar tiyatroya da yansır Siyasal ve belgesel nitelikli oyunlar, istibdat dönemi eleştirileri, saray yaşamı, sosyal dramlar ve aile dramları tiyatroda ilgi görür. Yakın tarih, Türk dünyası idealleri tiyatro eserlerine konu olur.

            İbnürrefik Ahmet Nuri Sekizinci, Musahipzade Celâl, bu dönemde sadece tiyatroyla uğraşan yazarlardır. Ayrıca Aka Gündüz, Reşat Nuri Güntekin, Halit Fahri Ozansoy, Yusuf Ziya Ortaç, Faruk Nafiz Çamlıbel, Mithat Cemal Kuntay, Refik Halit Karay, Halide Edip Adıvar, Raif Necdet gibi yazarlar da tiyatro eserleri yazmışlardır.

Cumhuriyet Dönemi Tiyatrosu

            Cumhuriyetin ilânından günümüze kadar geçen döneme Cumhuriyet dönemi tiyatrosu diyoruz. Bu dönemde, Türk tiyatrosu, oyuncusunu, yazarını yetiştirir. Ankara'da da Devlet Konservatuvarının kurulmasıyla tiyatro, Anadolu'ya da açılır. Ancak günümüzde de bu açılımın yeterli olduğu söylenemez. Muhsin Ertuğrul, Cumhuriyet döneminde de olumlu çabalarıyla tiyatronun her aşamasının öncüsü olmuştur

Millî Edebiyat dönemi tiyatro yazarlarından bir kısmı, Cumhuriyetin ilk yıllarında da eser vermeyi sürdürürler.

            Cumhuriyet dönemi ve günümüz tiyatro eserlerinin oluşumuna baktığımızda, her oyunu  etiketle belirleyip bunların yalnızca "o" olduğunu söylemek zordur. Trajik bir gelişim içinde gülünç olanı da görebiliyoruz. Modern trajedinin kahramanları artık krallar, prensler değil; günlük yaşam içinde pek göze batmayan sıradan insanlardır. Komedinin kahramanları arasında, krallarla soytarılar yan yana olabiliyor. Ayrıca dram türünün kapsamı da oldukça genişlemişti."

            Bugün oyun yazarı, -türlerin tarihsel özünü korumakla birlikte- alışılagelmiş türlerin, yalnızca birinin içinde yer almayan oyunlar yazabiliyor.

            Cumhuriyet döneminde Faruk Nafiz Camlıbel; Canavar, Akın, Özyurt, Kahraman gibi oyunlarıyla ilgi görür Reşat Nuri Güntekin, Cumhuriyet sonrasında Hülleci, Tanrı Cağı Ziyafeti, Balıkesir Muhasebecisi adlı oyunlarını yazar.

            Cumhuriyet döneminin diğer tiyatro yazarları ise; Ahmet Kutsi Tecer, Cevat Fehmi Başkut, Necip Fazıl Kısakürek, Nazım Kurşunlu, Orhan Kemal, Oktay Rıfat, Haldun Taner, Aziz Nesin, Melih Cevdet Anday, Tarık Buğra, Necati Cumalı, Orhan Asena, Yaşar Kemal, Cahit Atay, Refik Erduran, Turgut Özakman, Güngör Dilmen, Turan Oflazoğlu, Vasıf Öngören ve Başar Sabuncu gibi isimlerdir.

            Özetleyecek olursak; Cumhuriyet dönemi tiyatromuzda her açıdan gelişmeler olmuştur. Bugün üniversitelerimizde de tiyatro kürsüleri (bölümleri) kurulmuştur. Başarılı çalışmalar yapılmaktadır

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->