İyi yapılmış bir işi takdir etmeyi: “Bana bakın, gidin birbirinizi dışarda gebertin, evi daha yeni temizledim…!!!”
Duaların Gücünü: “Yat kalk dua et ki baban müzik setinin bozulduğunu farketmedi…”
Zamana karşı yarışmayı: “O oyuncaklarını topla yoksa bi tekme attığım gibi hepsini karşı sahilden toplarsın..”
Mantıklı Düşünmeyi; “Ben öyle diyorsam öyledir…!!!”
İleri görüşlü olmayı: “Çıkmadan önce temiz bi çamaşır giy.. yolda Allah korusun başına birşey gelir kirli çamaşırla etrafa rezil olursun.”
Hayatın trajikomik yanlarını: “Sen daha orda gülmeye devam et, birazdan ben seni tam güldürecem….”
Hayatın çelişkilerle dolu olduğunu: “Kapa çeneni ve çorbanı iç ..!!”
Dayanıklı olmayı: ” O ıspanak bitene kadar sofradan kalkmak YOK..!!!”
Hava raporu tahmini yapmayı : “Şu dağınıklığa bak… yabancı biri görse odanın ortasından kasırga geçmiş sanır…”
Abartmayı: “Sana 500 bin defa söyledim kirli ayakkabılarınla içeri girme diye…!!”
Davranış Psikolojisini: “Babana çekeceğine biraz bana çekseydin noolurdu ?…”
Olağanüstü durumlara hazırlıklı olmayı: “Dinleme bakalım anne sözü dinlemee…!!! ‘Kafana meteor düşecek kenara çekil” diye bağırsam onu bile dinlemezsin di mi……!!!!”
Kıskanmayı: “Dünyada senin annen baban gibi mükemmel bi aileye sahip olmayan, kac milyon çocuk var biliyor musun…”
Sabırlı olmayı; “Baban eve gelsin, sen görürsün”
Hakkımızı alacağımızı; “Eve vardığımızda ben bilirim sana yapacağımı”
Diyalog kurmayı; “Sana bir şey sorduğumda cevap ver…!!”
“Ne söyleyeyim anne?”
“Sus!! Bana cevap verme!!!”
Tıp bilgilerini: “Gözlerini şaşı yaparken bir gün öyle kalıvereceksin”
Olgun olmayı; “Bu tabağın hepsini bitirmezsen asla büyüyemezsin.”
Genetik bilgileri; “Sen de o lanet olası babana çektin.”
Bilgeliği; “Benim yaşıma gel de anlarsın o zaman.”
VE …..Adaleti; “Bir gün senin de çocukların olacak.. inşallah onlar da sana senin şimdi bana yaptıklarını yaparlar…”
Türk ve Dünya Edebiyatında Hikaye(öykü) Türünün
Tarihsel Gelişimi ve Önemli Temsilcileri
H İ K Â Y E
İlk Çağ Anadolu’sunda masal ve tarihi olayları anlatan eserlerle oluşmuştur. Orta Çağda özellikle Hindistan’da “Binbir Gece Masalları” sağlam bir hikaye geleneğinin varlığını bildirmektedir. Bu gelenek, Arapça’dan yapılan çevirilerle Avrupa’ya masal, efsane, rivayetler şekliyle yayılmıştır.
Hikâyeye bugünkü anlamda ilk edebi kimlik kazandıran İtalyan yazar Boccacio’dur. XVI. Yüzyılda yazdığı “Decameron” adlı eseriyle ilk öykü örneğini vermiştir. Rönesans’ın etkisiyle de XIX. Yüzyıl edebiyatının en yaygın türü olmuştur.
Bizde, destanlar, halk hikâyeleri , ve masallarla eski bir temeli olan bu tür, XIV. Ve XV. Yüzyıl-da “Dede Korkut Hikayeleri” ile çağdaş hikâye tekniğine yaklaşmıştır.
XIX. yüzyılda Tanzimat’la gelen yeniliklerle birlikte batılı anlamda ilk örneğini Ahmet Mithat Efendi “Letaif-i Rivayet ( söylene gelen güzel şeyler ) adlı eserini yazarak vermiş; “Kısadan Hise” ile bu türü geliştirmiş, Sami Paşazade Sezai : “Küçük Şeyler” adlı eseriyle modern hikâyeyi oluşturmuştur. Bağımsız bir tür olma özelliğini ise Milli Edebiyat döneminde Ömer Seyfettin’le kazanmıştır.
TANIMI : Yaşanmış ya da yaşanabilecek şekilde tasarlanmış olayları kişilere bağlı olarak belli bir yer ve zaman içinde anlatan türe hikâye diyoruz.
<_script /><_script /> HİKÂYENİN UNSURLARI
1) OLAY: Hikâyede üzerinde söz söylenen yaşantı ya da durumdur
2) KİŞİLER: Olayın oluşmasında etkili olan ya da olayı yaşayan insanlardır.
3) YER: Olayın yaşandığı çevre veya mekândır.
4) ZAMAN : Olayın yaşandığı dönem, an mevsim ya da gündür.
5) DİL VE ANLATIM : Hikâyenin dili açık, akıcı ve günlük konuşma dilinden farklı olarak, etkili sözcük, deyim atasözü ve tamlamalarla zenginleştirilmiş güzel bir dil olmalıdır.
Anlatım ise: iki şekilde olur Hikâye kahramanlarından birinin ağzından yapılan anlatım “hikâyede birinci kişili anlatım” ; yazarın ağzından anlatılanlar “hikâyede üçüncü kişili anlatım”
HİKÂYEDE PLÂN:
Hikâyenin planı da diğer yazı türlerinde olduğu gibi üç bölümden oluşur; ancak bu bölümlerin adları farklıdır. Bunlar:
1) SERİM: Hikayenin giriş bölümüdür.Bu bölümde olayın geçtiği çevre , kişiler tanıtılarak ana olaya giriş yapılır.
2) DÜĞÜM : Hikayenin bütün yönleriyle anlatıldığı en geniş bölümdür.
3) ÇÖZÜM : Hikayenin sonuç bölümü olup merakın bir sonuca bağlanarak giderildiği bölümdür
Ancak bütün hikayelerde bu plân uygulanmaz , bazı öykülerde başlangıç ve sonuç bölümü yoktur .Bu bölümler okuyucu tarafından tamamlanır.
Ö Y K Ü Ç E Ş İ T L E R İ
Hikâye, hayatın bütünü içinde fakat bir bölümü üzerine kurulmuş derinliği olan bir büyüteçtir. Bu büyüteç altında kimi zaman olay bir plan içinde , kişi, zaman, çevre bağlantısı içinde hikaye boyunca irdelenir. Kimi zaman da büyütecin altında incelenen olay değil, hayatın küçük bir kesiti, insan gerçeğinin kendisidir Bu da öykünün çeşitlerini oluşturur. Buna göre
. 1) OLAY ( KLASİK VAK’A ) HİKÂYESİ : Bir olayı ele alarak, serim, düğüm, çözüm plânıyla anlatıp bir sonuca bağlayan öykülerdir. Kahramanlar ve çevrenin tasvirine yer verilir Bir fikir verilmeye çalışılır; okuyucuda merak ve heyecan uyandırılır. Bu tür, Fransız yazar Guy de Maupassant ( Guy dö Mopasan) tarafından yaygınlaştırıldığı için “Mopasan Tarzı Hikâye” de denir
Bu tarzın bizdeki en önemli temsilcileri: Ömer Seygettin, Refik Halit Karay, Hüseyin Rahmi Gürpınar ve Reşat Nuri Güntekin’dir..
2) DURUM ( KESİT ) HİKÂYESİ: Bir olayı değil günlük yaşamın her hangi bir kesitini ele alıp anlatan öykülerdir Serim, düğüm, çözüm planına uyulmaz Belli bir sonucu da yoktur. Merak ve heyecandan çok duygu ve hayallere yer verilir; fikre önem verilmez, kişiler kendi doğal ortamlarında hissettirilir. Olayların ve durumların akışı okuyucunun hayal gücüne bırakılır.
Bu tarzın dünya edebiyatında ilk temsilcisi Rus yazar Anton Çehov olduğu için “Çehov Tarzı Hikâye” de denir.
Bizdeki en güçlü temsilcileri : Sait Faik Abasıyanık, Memduh Şevket Esendal ve Tarık Buğra’dır
3) MODERN HİKÂYE : Diğer öykü çeşitlerinden farklı olarak, insanların her gün gördükleri fakat düşünemedikleri bazı durumların gerisindeki gerçekleri, hayaller ve bir takım olağanüstülüklerle gösteren hikâyelerdir.
Hikâyede bir tür olarak 1920’lerde ilk defa batıda görülen bu anlayışın en güçlü temsilcisi Fransız Kafka’dır Bizdeki ilk temsilcisi Haldun Taner’dir. Genellikle büyük şehirlerdeki yozlaşmış tipleri, sosyal ve toplumsal bozuklukları , felsefi bir yaklaşımla, ince bir yergi ve yer yer alay katarak, irdeler biçimde gözler önüne serer.
Genellikle halkın yarattığı , ağızdan ağıza , kuşaktan kuşağa sürüp gelen ,çoğunlukla olağanüstü durum ve olayları yine olağanüstü kahramanlara bağlayarak anlatan halk hikayelerine masal denir.
Masallar , meydana geldikleri zaman bir kişinin malıyken , yaygınlaştıkça, yöreden yöreye, ülkeden ülkeye geçtikçe halkın malı olur.Masal , anonim bir türdür.
Masallarda genellikle iyilik-kötülük, doğruluk- haksızlık- adalet- zulüm , alçakgönüllülük – kibir…. Gibi zıt durumların temsilcisi olan kişilerin mücadelelerinden veya insanların ulaşılması güç hayallerinden söz edilir.
Masallarda yer ve zaman kavramları belirsizdir.
Anlatımda genellikle geniş zaman veya öğrenilen geçmiş zaman kipi ( -mişli geçmiş ) kullanılır.
Anlatım kısa ve yoğundur.
Masal kişileri her tabakadan seçilebilir.masallarda cinler , periler, devler: de rol alır.
Masalların bir kısmı hayvanlarla ilgilidir.
Masalların çoğu “ bir varmış, bir yokmuş …” ya da “ evvel zaman içinde , kalbur saman içinde …” gibi ifadelerle başlar.bunlara tekerleme ya da döşeme denir.tekerlemeden sonra olay ve dilek bölümleri gelir.Türk masallarında dilek bölümü “ onlar ermiş muradına …. “ ya da “ gökten üç elma düştü …” biçiminde başlar.
Masallarda milli ve dini motiflere hemen hiç yer verilmez.
Masallarda genellikle bir eğitim amacı saklıdır.masallar bu yönüyle didaktik ( öğretici) bir nitelik taşır.
Günümüzde bellli bir kişinin ortaya koyduğu yapma masallarda yazılmaktadır.
Türk masalları üzerinde, bizde PERTEV NAİLİ BORATAV , EFLATUN CEM GÜNEY … gibi kişiler çalışmışlardır.
Masal türünün Hindistan’da doğduğu sanılmaktadır.
Binbir Gece Masalları (Doğu Masalı)
Grimm Kardeşlerin Masalları( Alman Edebiyatı)
Andersen Masalları ( Danımarka Edebiyatı)
Perrault Masalları ( Fransız Ed.)
ZALİM ASLAN
Vaktiyle ormanın birinde,canavar mı canavar bir aslan varmış.Çok kan döker,canını yakmadık tek bir hayvan bile bırakmazmış.O yaşadığı sürece,hiçbir hayvan rahat yüzü görmemiş.Bütün hayvanlar ondan nefret eder,ölümünü beklermiş.
Bu zalim aslan sonunda yaşlanmış.Gücü kuvveti kalmamış.Ağzındaki dişler de dökülünce herkesin maskarası olmuş.Hiçbir hayvan ona yardım etmiyor ve onunla konuşmuyormuş.Hayvanlar bir gün oturup karar almışlar;”Gelin hep beraber,bize bunca kötülük eden bu zalim aslan'ı iyice bir dövelim. Yaptıklarının cezasını,az da olsa gömüş olsun böylece.”
Sonunda bütün hayvanlar aslana saldırmış.iyice bir dövmüşler onu.Birisi boynuz vuruyor,diğeri çifte atıyor,bir başkası ısırıyormuş.Böylece;yaman bir öç almışlar aslandan.´
.: TİLKİ ile KEDİ :.
Tilki ile kedi sohbet ediyorlarmış.Tilki durmadan ne kadar hilekar ve kurnaz olduğunu anlatıyormuş.Söylediğine göre düşmanları onu alt edemezmiş çünkü onlardan kurtulacak bir sürü oyun ve hile bilirmiş.
Kedi biraz da utanarak;”Ben fazla oyun bilmem ki!” demiş.”Düşmanlarımın elinden kurtulmak için bir tek yol bilirim,o da kaçmaktır.”
Tilki;”Kedi kardeş!” demiş,”Ben her tehlike karşısında başımın çaresine bakabilirim ama senin durumuna üzülüyorum.Korkarım bir gün düşmanların seni çabuk alt edecek.”
Az sonra bir sürü tazının bağrışmalarını duymuşlar.Bir avcı topluluğuna ait olan bu köpekler,bütün hızlarıyla kendilerine doğru koşuyormuş.Kedi hemen,yanındaki bir ağacın dallarına sıçrayarak en üstteki bir yaprak kümesinin içine saklanmış.
Tilki ise;”Acaba şu hileyi mi yapsam,yoksa bu hileyi mi?” diye düşünmeye başlamış.Çünkü o kadar çok hile biliyormuş ki,hangisini uygulamasının daha doğru olacağına karar veremiyormuş.Tam birisini uygulayacakmış ki,tazılar etrafını çevirip tilkinin işini bitirivermişler.
Bütün olanları yukarıdan seyreden kedi,çok hile bilmediğine şükretmiş.
BEKLEMEK
DURAĞA GELELİ YARIM SAAT OLMUŞTU. Beklemekten bacakları sızlamaya
başladığından küçük mesafede gidip gelmeyi denedi. “Neden bu kadar gecikti?
” diye düşündü. Daha önce hiç bu kadar beklememişti. “Hep aynı saatte
geliyorum” diyerek saatine bir daha baktı. Dörde geliyordu işte. Otobüs
bozulmuş olmalıydı. Belki de lastiklerden biri patlamıştı. Yine de hiç bu kadar
uzun<_script /><_script /> süre beklediği olmamıştı. Yere oturup biraz dinlenmeye çalıştı.
Karşısındaki yüksek binaları süzdü bir süre. Onl<_script /><_script />ar bitince arkalarındaki binalara
göz attı. Sonra altı şeritli yola takıldı bakışları. Yolda gidip gelen arabalar garip
görünüyordu. Hiçbir yerde hiçbir zaman durmuyorlarmış gibi sürekli hareket
hâlinde olduklarını varsaydı birden. İnsanı çileden çıkaracak derecede can sıkıcı
bir ayrıntıydı bu. Herkes nereye gidiyordu böyle?
Otobüs hâlâ görünmüyordu ortalıkta. Birilerine sorsa iyi olacaktı ama
görünürde birileri de yoktu. Bu duraktan bir tek kendisi biniyordu zaten. Daha
önce başka bir yolcuyla da karşılaşmamıştı. Yolun karşısındaki gündüz vakti
ışıkları yanıp sönen markete gidip sormayı geçirdi aklından, ama bu risk almak
demekti. En az yirmi adım ilerideki yaya geçidine gitmek, ışığı beklemek, altı
şeritli yolu geçmek, markete girip sormak, sonra geri dönmek çok uzun
sürebilirdi ve bu süre içinde de otobüs gelip gidebilirdi. İşte o zaman iş işten
geçerdi. Üstelik sorularına yanıt alacağı da kesin değildi. Markette
karşılaşacağı kişinin buradaki duraktan habersiz olma ihtimâli bile vardı.
“Pardon, anlayamadım. Durak mı dediniz? Nerede, hani? Daha önce hiç
otobüse binmedim. Demek yolun tam karşısında bir durak var. İnanın hiç
bilmiyordum. Kusura bakmayın size yardımcı olamayacağım. Ama isterseniz
müşterilere sorabilirsiniz. Belki konuyla ilgisi olan çıkar...” Falan filan... Yarım
saat sürme ihtimâli olabilecek bir duruma girmemeliydi. “Düşünmesi dahi
tahammül edilir gibi değil” diye mırıldandı. Vazgeçti.
Biraz daha beklemeliydi, nasılsa gelirdi. Hiç gelmediği olmamıştı, aslında
geciktiği de hiç olmamıştı. Kesin önemli bir sorun çıkmıştı. Saat beşi geçiyordu
işte. Beklemek korkunçtu. Berbat hissediyordu insan kendisini. Bunu ancak
bekleyen anlayabilirdi. Hayatında hiç beklememiş olan bilemezdi. Çantasını
başının altına koyup uzandı. Gökyüzünü gezindi bir süre. Berrak mavide
dolanan beyaz öbekleri saydı. Ama hâla otobüs gelmemişti. “Ne olacak şimdi?”
diye düşündü. Sağda solda, kaldırımda, bu tarafta, karşı tarafta hiç yürüyen
insan yoktu. Kimse yürümeyi denemiyordu burada. Belki de bu yüzden otobüs
gelmekten vazgeçmişti. Neden olmasındı. Mümkündü tabiî. “Ben varım ama,
otobüs bunu çok iyi biliyor. Her gün aynı saatte burada bekliyorum” diye
düşündü. Sanki biraz da öfkelenmişti. Düşüncesinden geçen kelimeler biraz
sert vurgu yapmış gibi geldi ona. Sakinleşmeliydi. Şimdi bir otobüs yüzünden
gerilmenin hiç sırası değildi. Dünya hâli. Her şey, her zaman yolunda gidecek
diye bir kaide yoktu sonuçta. Ara sıra değişiklik yaşamanın tadına varmalıydı.
Yine de biraz sıkıcıydı. Yani işin içinde beklemek olmasaydı belki keyifli olabilirdi
ufak değişiklikler. Beklemenin sinirleri bozan tarafı ağır basıyordu.
Gözlerini kapattı. Uyuyakaldığında arabalar hâlâ yolda akıyordu. Anlık
rüyasında büyük beyaz bir otobüsü kovaladığını gördü. Dar sokaklardan
geçerken otobüs çarpmamak için bir incelip bir kalınlaşıyor, bazen karşısına
çıkanların üzerinden zıplıyordu. “Hiç böyle otobüs görmemiştim” diye düşündü.
Arkasından koşarken bir yandan da ona sesleniyordu var gücüyle: “Hey dur!
Beni almayı unuttun!” Ne çok bağırmıştı ki kısık sesini kendisi bile duyamamıştı.
Çok zamandır otobüs önde o arkada bu vaziyette idiler demek ki. Birden şehir
bitti. Yol bitti. Zemin bitti. Uçmaya başladılar. Neredeyse bir kelaynak ile
çarpışıyordu. “Önüne baksana, uçmayı bilmiyorsan ne işin var burada? İn
aşağıya!” diye çıkışan kelaynak ile konuşabilmeyi diledi bir an. Tam bir şey
söyleyecekken otobüsün karanlığın içinde kaybolmak üzere olduğunu farketti.
“Eyvah! Kaybedeceğim” diyerek uçuşunu hızlandırdı. Otobüs bir kara deliğin
içine atlamıştı.
Yoldan hızla geçen itfaiye arabasının siren sesiyle korkuyla yerinde zıplayarak
uyandığında önce nerede olduğunu anlayamadı. “Burası da neresi böyle? Ne
işim var benim burada?” diye mırıldandı. Otobüs durağında olduğunu
farkedince rüyasındaki otobüs hayâl meyal canlandı gözünde. Ayağa kalkıp
çantasını sırtına aldı ve yürümeye başladı. “Hiçbir şeyi beklememeliyim” dedi.
Bekleyerek kim bilir neleri kaçırmıştı. Bu kadar hızlı bir hayatta beklemek
gerilemek demekti. Şimdi, nelerden geri kalmış olabileceğini kestirmeye
çalışıyordu. Ama ne kadar düşünürse düşünsün bunu bilebilmesi mümkün
değildi.
<<Önceki Sayfa |1/ 56|Sonraki Sayfa>>