Züleyha Yüzlü

Ey Züleyha Yüzlü!..
Havvanın Ademi, Leylanın Mecnûnu, Züleyhanın Yûsufu var…
Hepsi yekta, kendileri gibi... Hepsi birbirine ram, meftun olmuş. Fıtratları birbirine müselsel…
Hepsinin bahtında kendilerine müstahak, kendilerine muştulanmış nur yüzlüler…
Havvanın yasak meyveyi birlikte tattığı, nâr- ı aşkta yandığı Adem’i…
Leylanın çöle düşmüş, mecnûn olmuş, Kays’ı …
Züleyhanın bir Yûsuf yüzlüsü, pırıl pırıl, parıldayan, Mısrın azizi Yûsuf’u var…
Yûsuf’u her gördüğünde nurlanan aynaları var.
Ya senin Züleyha yüzlü? Senin Yûsuf yüzlün kim?
Aynan benim Züleyha yüzlü, nurun kim? Hangi isim senin isminin yanında durur. Arana hangi isimle girer ‘’ile’’.
Hangi isim seni taşır, sana layık olur?
Sen bir gül, hangi bülbül sana dönmeye layık olur? Sen bir şem, hangi pervane yanmaya layık olur?
Çeşmi hoş nigahınla tecelli etti bu cân aynan.
Günay Turak
Can Aynası
Can Aynası
Endam aynası oldum, servi karşısında el aynası oldum mecali olmayan yüz karşısında. Hülasa, hepsi sûretti, hepsi madde…
Can aynası dendi; ama canı görmedim; gösteremedim. Viran bir meskende unutulmaya yüz tuttum. Tozlar kapladı bedenimi. Bana sûret değil, siret gerekti. Bir latif yüz gerekti bana, aslıma rücu ettirecek bir yüz…
Ben cömert, yalansız, ne varsa aksettim.
Görmediğimi aksettiremedim; unutulmaya yüz tuttum.
Zaman aktı gitti, ayna bir siret gördü, meftun oldu yüreğine, siretine.
Aldı eline beni, tozlardan arındırdı, sözlerle yıkadı bedenimi, gülüşleriyle şirazeledi beni, hilkatime kendini kattı…
Ferlendim, ışıdıkça ışıdım…
Bu nasıl bir can, nasıl bir sûret ki, bana bakanın gözleri kamaşır.
Bilmezler bilmezler ki, bu aynanın ardında, derununda kim var.
Bu aynanın ardında öyle bedii, en latif sözlere müstahak kişi var.
Kokusu yasemen, giryanı ab-ı hayat, elma yanaklı, sırma saçları şahsına münhasır.
Yok senden özge, senden öte.
Şimdi diriyim, dinçim, duruyum. Üzerimde ne bir toz bulutu, ne derunumda bir katran, bahar havası gibi içim hoş. Can aynasıyım, ben, ben dediğim, ben letafet sahibinin aksiyim…
Günay Turak
Letâfet Sahibine
Zeynep Gümeysa Aksel'e

Akıp gidiyor gözlerimden hayaller, zamandan münezzeh olarak. Hayalimde ıtır kokulu bahçeler ve o muttasıl şakıyan bülbüller; güle bend etmiş bülbüller.
Yürüyorum bu zamansızlık zamanının sinesinde. Çağıldıyor ırmaklar. Gürül gürül akıp gidiyor. Akmak istiyor başka yataklara; ama yitip gidiyor...
Müstacalen yürüyorum, yürüyorum, yürüyorum…
Önüme ebedi taşlardan örülmüş bir sed çıkıyor, duruyorum.
Haykırıyorum, haykırıyorum gözlerimi açtığımda, gözlerimi açtığımda anlıyorum, yitip giden ve hiçbir zaman gelmeyecek olan zamanların tahayyülünden uyandığımda.
Gözlerimde bir mahmurluk, mahzunluk…
Derdim çok, gözlerim bir hemdert arıyor. Zamanın üzerime yığdığı ağırlıklar, bi-perva gönüllerin açtığı yaralarla yürüyorum, bir külfet yüklenircesine…
Elimde bir zambak, en latif sözlerimle bezenmiş, buhur kokan… Yüreğimin kırıklıklarından, içimde pinhan kalmış yekta sözleri serpiştiriyorum.
Muteber, letafetli, ulvi bir insana gidiyorum, farkında olmadan. Uzatıyorum ellerimdekileri, derdimin çok, hemderdimin olmadığı bir zamanda, sahtiyan yüzlerin papatya gibi açtığı, mecalsiz yüzlerin bana döndüğü bir zamanda… Uzatıyorum, sanki içimden, en derunumda kalmış şeyleri uzatıyorum. Sanki onlar oraya saklanmış da çıkarıp sahibine vermek şart olmuş gibi, müstacalen uzatıyorum.
Alıyor elimden, içindeki en lafit sözlerle, zambakları.
Gonca yüzü açıyor, ışıldıyor, ben ışıldıyorum; ayineler ışıldıyor, letafet sahibi ne güzel ışıldıyor…
Bu billur yüz ışıdıkça ışıldıyor, aynayım ben şimdi; can aynası…
Bu billur yüz aksediyor bana, baktıkça çoğalıyorum, aydınlanıyorum…
Ben ona burcu burcu kokan çiçeklerin arasında, samimiyet kokan sözlerimi veriyorum o da gülüşleriyle, hilkatindeki muteber sözleriyle icabet ediyor.
Sönme ışığım, sönme ki şu biçare ayna, ziyasız kalmasın…
Günay Turak
08.06.2009
ÖSS...
Dün yapılan ve 1 milyon 350 kişinin girdiği ÖSS sınavına ben de girdim(ilk defa).
Aylarca yaptığım çalışmaları 3 saat 15 dakikaya ne kadar sığdırabildiysem sığdırdım…
Ailem stres yapmasa bende zerre kadar stres olmayacaktı. J
Buna rağmen piknikte test çözüyormuş gibi çözdüm soruları. J
Dershanedeki denemelerde zaman fazlaca arttığı için, burada da soruları cevaplarken, ince eleyip sık dokudum.
Türkçe soruları çok basitti, sos1de çok abes sorular vardı. Ed-Sos da Türkçe kadar basitti. Ed-Sos bölümündeki cevapları kodlarken, son yarım saat kaldığını bildirdiler, benim ise önümde cevaplanması gereken 30 soru daha vardı. Üzerinde çok fazla durmadan cevaplamak zorunda kaldım bu sefer…
Edebiyat okumak isteyen bir kişi olarak, matematikten muaf tutulmamak sinir katsayımı oldukça fazla artırıyor. Edebiyatta matematiğin yeri ne kadarsa artık…
Hayatımızın sınav olduğu şu acunda, bu sınavı bu kadar stres yapmalarına bir anlam veremiyorum, tamam geleceğimizi belirleyecek bir sınav; ama dünyanın da sonu değil.
Sınavım genel olarak iyi olsa da matematik yap(a)mamamdan ötürü puanım kafi gelmeyecek.
Bu da demek oluyor ki, hayallerimi bir sene daha ertelemek zorunda kalacağım.
Öğrencileri potansiyel bir gelir olarak gören dershanelere ise bu sefer teslim olmayacağım…
Umarım ki yeni sınav sistemiyle hayallerimize ulaşmada bir katre daha muvaffak oluruz…
Sınava giren herkese geçmiş olsun, Allah yardımcımız olsun.
Anadilim Ben
Bu da aşağıda bahsettiğim İstanbul'da liseler arası deneme yarışmasında 3. olan denemen...
ANADİLİM BEN
Anadilim ben!..
Lezzetini en temiz kaynaktan alan…
Ana kucağı kadar sıcak, ana sütü gibi ak olan…
Heyhat! Coşkun kaynağıma zehir mi katılıyor ne?
Duruluğuma, ırmaklar kadar temizliğime leke mi çalınıyor, günden güne unutulup gidiyor muyum?
Anadilim ben!..
Duyun beni ey gazeteler, radyolar, televizyon kanalları!..
Bu konuştuğunuz ben değilim.
Ben, çağlar öncesinden akarsular gibi taşarak, kıtalardan kıtalara, ağızlardan ağızlara dolaşarak geldim.
Anadilim ben!..
Kimi zaman unutuldum ben, sonra soydaşlarım tekrar yüceltti, en kutsal meclislerine oturttular beni. Kimi zaman dergâhta, bârgahta benden başkasının konuşulmasını yasak etti devletlûlar.
Diriltildim, ana sütü gibi ak oldum, Türk’ün temiz ağzında.
Anadilim ben!..
Yollug Tigin’e sor beni; ebedi taşlara vura vura beni nakşedene sor.
Heyyy! 21. Asır, obalar kurdum; obalardan beyliklere beyliklerden, sultanlıklara, tahttan tahta gezdim ben.
Gündüz güneş şahit bana, gece ay.
Anadilim ben!..
Emzirdim çağları ak sütümle, büyüttüm Yunus’u en saf halimle.
Kimi zaman Hacı Bektaş’ı kimi zaman Pir Sulhan’ı…
Heyyy! 21. Asır:
Akifce coşup; ‘’Korkma’’ diye haykırdım:
Kim boğar kim yıkar yeter ki çatma kaşlarını .
Yeter ki uğratma yurduma düşmanı, yeter ki cenneti alsan da verme diye haykırdım .
Ve ellerimi kaldırıp yalvardım Allaha:
‘’İlahı ruhumun senden şudur ancak emeli
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli’’
Anadilim ben!...
Dağda çoban konuştu beni, sarayda sultan, meydanda halk…
En ulvi sevdaları ben yazdım, en acımasız ayrılıkları da.
Beyit beyit divanlar, hece hece cönkler okudum halkıma.
Gönüller yıkıp, gönüller yaptım, aşıkların dilinde.
Karac’oğlan, Köroğlu bilir bendeki sırrı.
Merhale merhale geçtiği yollar, dağlar bilir.
Anadilim ben!..
Şimdi yorgunum, bu asırdaki kadar susuz kalmadım.
Yıllar var ki şiirlerle, hikayelerle, destanlarla coşamıyorum ben. Kim kurdu önüme şu seddi? Gidemiyorum ileriye. Hangi el bulandırdı arı duru suyumu?
Anadilim ben!...
Heyy 21. Asır! Heyy evlatlarım! Heyy vatan! Bensiz neyi görebilir hangi sorunla baş edebilir, hangi dağı aşabilirsiniz? Nasıl aydınlanır karanlıklar, nasıl tek vücut olur bu halk, bensiz.
Nasıl yükselebilir layık olduğu o yere; Atatürk’ün hedeflediği muasır medeniyete nasıl erişebilirsiniz, aynı dili konuşmadan?
Duyuyor musun beni Türk halkı, ben düşmeden tut elimden. Ben düşersem şu bi-perva alemde, sen de düşersin.
Eğitimini benimle al, benimle düşün, benimle yaşa.
Sök şu anlımdaki Fransızca, İngilizce mecalsiz levhaları.
Anadilim ben!..
Çöz gayrı dilimdeki bağı
Çöz ki konuşayım…
Liseliler Yarışıyor- Ödül Töreni
Merhabalar, değerli dostlar...
Velhasıl kelam 21 Mayıs tarihinde sonuçlar açıklandı ve İstanbul genelinde 3. oldum. Buradan bakabilirsiniz.
Sen...
Sen, varlında vuku bulduğum
Sükûta erdiğimde,
Bana lûgatinden bir katre söz buyuransın
Sen, yüzümdeki suret, siretimdeki suretsin
Karanlıktaki ışığım,
pervaneyken kanadım
Şemken ferimsin
Bakışlarımın değdiği yer,
İştiyakımın muhayyilesisin…
Sen, mağfirete uğramış şerrim
Şerre uğramış hayrımsın
Sen, hem dert hem de hemdertsin
Mağrur duruşumu kıran, tahayyülünden uyandıran
Sen, varlığınla yeri olmayan, yokluğunla yeri dolmayan
Sen, kimi zaman sükût , kimi zaman terennüm eden acılarımsın…
Günay
Silsile
sıkıyı yerde; ortasında yer alıyoruz. Bu silsileler bazen dostluğu, ayrılığı, düşmanlığı ifade ediyor. Birbirine kenetlenmiş iki halka, dostluğu, bir silsile boyunca en baştaki ve en sondaki halka düşmanlığı ifade ediyor… Kimi zaman birbirinden ayrılır bu halka parçacıkları. Kopar gider, anlamını yitirerek; varlığını oluşturan silsileden uzaklaşarak. Bir başka yerde mevcudiyetine halka takmak ister… Paslanır bir zaman sonra. Kendisiyle anlam ifade edecek halkayı bulmayı sürdürürken, kendi varlığının anlamını yitirdiğini fark etmez. Kendisine katılıp, çıkan her halka pörsütür onu. Paslanır, kullanılmaz, mecalsiz olur. Ve bir zaman vuslatına eremeden, bir kenarda yok olup gider… Gny
Her birimiz, bu hayatta silsilelerin bir parçasını oluşturuyoruz. Kimimiz bu silsilenin en son parçasında, kimimiz ise en
Ben Bir Şarapnel Parçasıyım

Türkçe Olimpiyatları
Altı yıldır sesini giderek duyuran ve büyük bir çoşkuyla gerçekleştirilen ‘’Türkçe Olimpiyatları’’ bu sene diğer senelere nazaran, daha heyecanlı başlıyor.
7.si düzenlenecek olan bu, kültür şölenine bu sene 115 ülkeden, 700 kişi katılacak…
Türkçe bayramına dönüşen bu etklinlikler, 28 Mayıs’ta Kızılcahamam’da başlıyor.
Dünya bilim ve edebiyat dili olma yolunda ve dilimizin, kültürümüzün daha iyi tanıtılması hususunda yapılan en büyük etkinlik olarak ‘’Türkçe Olimpiyatları’’nın yerini başka hiçbir etkinlik, yarışma dolduramaz.
Türkçenin diğer dünya ülkerini bu yarışma babında bir araya getirerek, barışa katkıda bulunması kadar güzel bir şey yoktur.
O, ne güzel bir duygu ki; dilimizin, başka milletler tarafından konuşulmasını duymak.
Eurovision yarışmasına gösterdimiz ilgi ve alakanın birazını bu etkinliğe göstersek, her şey daha manidar olur.
Türkiye’yi Türkçeyle, Türk örf ve adetlerine göre tanıtmak varken, yabancı dillerle, onların kıyafetiyle ne derece tanıtabiliriz? Ancak diğer milletlerin gözünde, kültürümüzü ne derece yozlaştırdığımızı gösterebiliriz...
Umarım ki ‘’Türkçe Olimpiyatları’’ gibi manidar etkinlikler böyle çoşkuyla devam eder ve bir yandan yozlaştırılmaya çalışılan, dilimiz, kültürümüz canlanır…
Aşağıda bu etkinliğe ait bir gösteri vardır...
Ve Türkçe Olimpiyatları Sonlandı. Aşağıda yarışmaya ilişkin görseller bulunmaktadır...














